Ateizm ve İntihar Oranları İlişkisi

Kendisini bir dine nispet etmeyenler arasında intihar teşebbüsünün yaygınlığı, günümüzde birçok araştırma tarafından ortaya koyulmuştur. Bunların en büyük sebebi, “dinlerin sabır telakkisi, her şeyin bir anlamı olduğu mesajı, hiçbir şeyin karşılıksız kalmayacağı ve nihai adaletin gerçekleşeceğine dair fikir”lerdir.

Kendisini bir dine nispet etmeyen; özellikle tanrının varlığını reddeden veya bunu ihtimalli bulan kişiler arasındaki temel inanç, “bu evrenin bir tesadüf sonucu oluşu; gördüğümüz her şeyin kozmik bir kaza ürünü olması”dır.

Yazıya önce verileri ekleyip, daha sonra bunun sebepleri hakkında biraz daha tartışacağız.

American Journal of Psychiatry tarafından yayımlanan çalışmaya bakalım:

Kadın, erkek ve çeşitli meslek/yaş gruplarındaki kişiler arasında yürütülen çalışmada; kendisini dine nispet etmeyenlerin hayatları boyunca belirgin bir şekilde daha fazla intihar teşebbüsünde bulunduğu ortaya konulmuştur.

Söz konusu çalışma, dine inanmayan bireylerin yaşamak için “daha az” sebepleri olduğu ve intiharı “büyük bir ahlaki problem olarak” değerlendirmedikleri gözlemlenmiştir. Ayrıca aynı bireylerde agresifliğin daha yüksek olduğu, yaşama sevincinin de bariz bir şekilde daha az olduğu gözlemlenmiştir.

Dine inanmayan bireylerde “daha az evlilik planı”, “daha az aile ile vakit geçirme eğilimi” ve “daha çok yalnız olma dürtüsü” saptanmıştır.

Aynı çalışma, depresyon sorunları yaşayıp dini inanca sahip kişilerdeki intihar meylinin bariz bir şekilde daha az olduğunu saptamış, depresyon tedavisinde dinsel kavramlardan faydalanılmasının ise depresyonu azaltıcı etkisini ortaya koymuştur.

Kaynak: http://ajp.psychiatryonline.org/doi/full/10.1176/appi.ajp.161.12.2303

Dünya Sağlık Örgütüne göre Dünya İntihar Haritası: 

suicide statistics world ile ilgili görsel sonucu

Söz konusu harita, intiharın adeta “dinsel inanış ve yaşam amacının azalışı” ile ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Zira dünyevi refah seviyesinin yüksek olduğu ülkeler ile, açlık ve hastalığın yaygın olduğu Afrika ülkeleri gibi yerlerde; “uhrevi ve dünyevi mutsuzluk”  intihar üzerindeki etkisi kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Dünyaca ünlü hakemli dergilerden biri pubmed‘e bakalım:

“Din ve Tamamlanan İntihar” başlıklı çalışma da bu konuyu mercek altına alıyor:

2339 intihar vakası üzerine yapılmış çalışmada, dini inançların intiharı büyük ölçüde engellediği gözlemleniyor. Dünya Sağlık Örgütünün son yıllarda “artan intiharı önleme” projeleri kapsamında yapılan çalışmalar, bu verileri doğrular nitelik taşıyor. Bununla birlikte, intiharı önleme konusunda bölgelerin ve dinlerin çeşitliliğine dair ek araştırmalara da çağrı yapılıyor. Zira bazı uzak doğu ülkelerinde intihar, bir erdem sayılabiliyor. Bununla birlikte, bir takım dinsel inanışların sadece zihinsel değil, bedensel sağlığı da olumlu yönde etkilediğine dair veriler söz konusu.

Kaynak: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4482518/

Peki ya intihar saldırıları?  Genellikle dinlerle özdeşleştirilen bu fiil üzerinde, “dinlerin intihar etkisi daha büyük” gibi bir yanlış çıkarım söz konusudur. Oysa intihar saldırılarında kişinin hayatına son verme motivasyonu; salt şekilde dini duygulara dayandırılamıyor.

Politika bilimcisi Robert Pape‘nin de belirttiği üzere, özellikle 2003’ten önce Sri Lanka’da “Tamil Tigers” denilen seküler örgütte intihar eylemleri yaygındı.

Kaynak:  https://www.britannica.com/topic/suicide-bombing

Ayrıca dinin toplumda etkisinin oldukça az olduğunu söylediğimiz Japonya’da, ikinci dünya savaşı süresinceki “Kamikaze” denilen intihar uçakları ile yapılan intihar eylemleri meşhurdu. Japon İntihar eylemlerinden bahseden kaynak:

http://www.ww2pacific.com/suicide.html

Yani bir kişinin, başkalarını öldürme uğruna kendisini öldürme fikri; salt intihar eylemlerinde değil savaş dinamiklerinde söz konusudur ve bunun tarih boyunca din dışı ideolojiler olan komunist-sosyalist eylemlerde çokça rastlarız. 20 milyon insanın katili ateist Stalin ve onun iki katı kadar da insan katleden ateist Mao’nun olduğu bir dünyada, “ideoloji uğruna kan akıtma” sloganının dinlere has olduğunu iddia etmek fazlasıyla zor görünmektedir.

– Savaşlar ve ideolojileri bir kenara bırakırsak, intiharı tetikleyen psikoloji nedir?

Elbette mevcut hayatın “önemsiz ve anlamsız olması” fikridir. Bu temel hayat algısından hareketle, kişinin başına gelen kötülükler kör bir tesadüf ürünü olduğu gibi, bunların varlığına olan öfke “tesadüf öfkesi” olmakta ve dolayısıyla “boş bir alana taş atmak” gibi anlamsız bir strese sebep olmaktadır.

Söz gelimi fakir bir ailede doğup, zengin olmak için çaba göstermesine rağmen geçim sıkıntıları ile yaşayan bir ateistin bütün sıkıntılarının tek sebebi “kozmolojik kör tesadüf“tür. Anlamsız tesadüfün, böyle kötü bir hayatı reva görmesi durumunda “isyan edilebilecek veya aksinin talep edilebileceği” hiçbir mercii yoktur!

Dinlerde isyan fiili kötü görülse de, kavramın potansiyel olarak varlığı dahi bir “muhattabın” varlığına işaret ettiğinden, bütün bu sıkıntıların “anlamsız ve karşılıksız kalmayacağı” motivasyonunu tetikler.

Diğer bir örnek vermek gerekirse, alkollü bir sürücünün hatası sebebiyle yakınını kaybeden bir ateist için, katil kanundan kaçtığı takdirde yapacağı hiçbir şey yoktur. Fakat ahiretin varlığına inanan dinlerden birine mensup birey için, bu katil yaptığının bedelini ödeyeceği gibi; kaybettiği yakını da mutlaka hakkını alacaktır. Adalet, mutlaka ve mutlaka tamamen gerçek halini alacaktır.

Elbette bu tip düşünsel motivasyonlar kişinin psikolojisini hayatın her alanında etkilediği gibi, sadece evrene bakışını değil kendisine olan bakışını da değiştirecek ve hayatına son verme fiili gibi olumsuz bir duruma da itecektir. Bu tip araştırmalar bunu gösterdiği gibi, gelecekte yapılacak daha detaylı çalışmalar bu gerçeğin kökenine daha fazla inmemizi sağlayacaktır.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir