Ateizme Girişin İlk Şartı: Tesadüflere İman

  • olasilik-kurami-ve-sonsuz-deneyler

Bu yazı, ateizmin “evrendeki hassas ayar“a karşı tutunduğu felsefi tavrı ve eleştirisini konu alacaktır.

Başlıkta sırasıyla şu başlıkları işleyeceğiz:

1) Tesadüf ve İnanç kavramı
2) Ateizmde tesadüfe iman kavramı
3) Evrende var olan hassas ayar örnekleri
4) Ateistlerin hassas ayar fikrine karşı argümanları
5) “Evren kendi kendine olmuyor da Tanrı nasıl olabiliyor” itirazının felsefi değeri
6) Sonuç

1) Kavramlar

Tesadüf, “yalnızca olasılıklara bağlı olduğu düşünülen olayların bağıl nedeni” olarak tanımlanır. Başka bir ifadeyle tesadüf, var olan “düzenli ve anlamlı sonucun”, “düzenli ve anlamlı bir süreç sonucunda ortaya çıkmadığı”nın ifadesidir.

İnanç ise, deney ve gözlemin aştığı durumlarda ortaya konulan “kanaat”tir. Bir şeyin deney ve gözlemi aşması durumunda, onun hakkında diğer delillere dayanarak kanaatler ortaya atılır. Bu kanaatleri incelemeye de felsefe tarihi deriz.

Daha kısa bir ifadeyle inanç, “deney ve gözlemin olmadığı durumda aklın edindiği kanaatine” denir.

Bu kanaatler akla uygun olduğu gibi, akıl dışı da olabilirler. İnanç kavramı deneysiz bir şekilde akıl ilkelerine dayanıyorsa “makul”; hem deneysiz hem de akıl ilkelerinden yoksun ise “hayali” olarak tanımlanır.

Yani salt olarak inanç kavramının kendisi akıl dışılığı ifade etmez. Akıl dışılık, bu inancın ne olduğu ile ölçülür.

Dolayısıyla teistlerin “evren anlamlıdır, o halde bu evren akıllı bir süreç sonucudur”  iddiası bir inanç olduğu gibi, ateistlerin “evren anlamlıdır ama bu anlamlılık bir tesadüf sonucu olmuştur” iddiası da inançtır.

Şimdi ise ateistlerin “tesadüfe iman” ilkesi eleştirisi için küçük bir yolculuğa çıkabiliriz.

2) Tesadüfe iman nedir?

Tesadüfe iman, yukarıdaki tanımlar ışığında görebileceğimiz üzere evrenin düzenli görünen gerçeklerinin, düzenli ve akıllı olmayan süreçler sonucu olduğuna dair bir imandır.

Bu iman, ateizme girişin ilk şartıdır. Söz gelimi İslam dinine girmenin ilk şartı, “Allah var + Allah dışında bir ilah yok” şeklindeki ikil mesaj ise, ateizme girmenin ilk şartı da, “Allah yok + Evrende tesadüf var” ilkesinin kabulüdür.

Yani iki inanç pratiği arasında  “Akıl ürünü evren  x  Akılsız süreç ürünü evren” tartışması söz konusudur.

Şimdi iki taraftan “akılsız süreç ürünü”  savunucularının, “tesadüf kavramına yükledikleri anlam”ı inceleyecek ve ateizmin tesadüfe iman ilkesinin ne kadar büyük olduğunu göstereceğiz:

3) Evrendeki ayar örnekleri

– Evrenin genişleme hızı o kadar kritik bir orandadır ki, Big Bang’ten sonra birinci saniyede bu oran eğer, yüz bin milyon kere milyonda bir daha küçük olsaydı, evren şimdiki durumuna gelmeden kendi içine kapanarak çökerdi.

– Eğer yerçekimi kuvveti bir trilyon kat daha güçlü olsaydı, o zaman evren çok daha küçük bir yer olurdu ve ömrü de çok daha kısa sürerdi.

– Evrende canlılığın oluşabilmesi için proton ve elektronun kütleleri mevcut şekilde olmalıdır. Eğer protonun kütlesinin elektronun kütlesine oranı 1836/1 oranında olmasaydı, canlılığı mümkün kılan uzun moleküller oluşamazdı.,

– Hidrojen atomları birleştiklerinde kütlelerinin 0.007’sini değil de 0.006’sını enerjiye dönüştürüyor olsaydı, bir nötron protona bağlanamaz ve evren yalnızca hidrojenden oluşurdu. Anlamı: ne kimya dediğimiz süreç ne de yaşamın varlığı. Tersine 0.008 olsaydı, bu kez Big Bang’de muazzam ölçülerde üretilen hidrojenden tek bir atom bile geriye kalmazdı.

Biraz mikro dünyaya inelim. Serum albümin proteinine göz atalım:

– Bir amino asidin sol-elli olma olasılığı: ½

İki amino asidin sol-elli olma olasılığı: ½ x ½

Üç amino asidin sol-elli olma olasılığı: ½ x ½ x ½

584 amino asidin sol-elli olma olasılığı:  (½)584

ki amino asidin peptid bağıyla bağlanma olasılığı: ½

Üç amino asidin peptid bağıyla bağlanma olasılığı: ½ x ½

Dört amino asidin peptid bağıyla bağlanma olasılığı: ½ x ½ x ½

584 amino asidin peptid bağıyla bağlanma olasılığı: (½)583

Bu tek proteinin amino asitlerinin, sırf sol-elli olması ve de peptid bağı yapmasının olasılığı ise şöyledir:

(½)584 x (½)583 = (½)1167 (Yaklaşık) (1/10)351

aminoasit ile ilgili görsel sonucu

Olay sadece bundan ibaret değil. Dizilim de şart:

Proteinlerin amino asitlerinin doğru sırada olması protein açısından hayati öneme sahiptir. Serum Albumin proteini için bunun olasılık hesabı şöyledir:

Bir amino asidin doğru yerde olma olasılığı: 1/20

İki amino asidin doğru yerde olma olasılığı: 1/20 x 1/20

Üç amino asidin doğru yerde olma olasılığı: 1/20 x 1/20 x 1/20

584 amino asidin doğru yerde olma olasılığı (1/20)584 (yaklaşık) (1/10)759

Bu, kelimenin tam anlamıyla korkunç bir rakam!

– Canlılığın varlığı için gerekli çok basit bir ön şart bile 1040‘da 1 olasılığa denk gelmektedir ki, bu olasılık ise “trilyon x trilyon x milyar x on milyon’da 1” demektir.

Entry’nin hacmini gereksiz bir şekilde arttırmamak için, dünya, gezegenler ve yıldızları, canlı hayatını; en basit olarak insan beynini konu alan sayısız oranlara dair verileri girmedim. İnsan kulağının anatomisi bile içinde sayısız “ayar” barındırıyor.

Üstelik yukarıda sayılan tesadüf ihtimalleri; bizzat kendi başlarına bir şey ifade etmiyorlar. Söz gelimi big bang esnasındaki “tesadüf”lerin biri gerçekleşse, arkasından gelecek “hidrojen tesadüfü” bozulsa, canlı hayatı olmayacak, bu yazıyı okuyamıyor olacaktınız. Tesadüf silsilesinde ihtiyacımız olan şey, sadece büyük tesadüfler değil; yine tesadüfen birbiri ardınca gelen tesadüfler!

Sonuç olarak evrendeki oranların milyarda birini bile oluşturmayacak bu basit olasılık hesapları bile, “tesadüf fikrinin” imkansızlığını ortaya koyuyor.

İşte ateizmin ilk şartı olan “tesadüfe iman” fikri, bu kadar hayali ve akıl dışı veriler içeriyor. Akla uymayan bunca verinin tesadüfi imkanını savunmak, ilk maddede ifade ettiğimiz “mantıksız inanç” başlığında anılmak için yeterli parametreye sahiptir.

3) Peki ya ateistler bu gerçeklere karşı ne gibi fikirler ürettiler?

a) Bunlardan biri, “evrendeki esneklik” idi. Evrenin bazı bölgelerinde ve canlı hayatındaki bir kısım denge, “esnek parametreler içinde de söz konusuydu”. Eğer böyle ise esneklik içinde mutlak tasarımdan değil tesadüften de söz etmek mümkündür.

Oysa bu tezi savunanların verdikleri örnekler, tasarım aleyhine işleyecek felsefi değere sahip değildirler. Zira evrenin tasarlanmış olduğunu iddia etmek için “her yerde her şartta tek parametre geçerlidir” gibi bir tez yoktur. Bir tasarım, belirli durumlar altında esnekliği var eden şekilde de yapılmış olabilir ki; verdikleri örnekler yukarıda sadece milyonda birini zikrettiğimiz “sabit gerçekleri” iptal edecek güçte değiller.

b) “evren böyle olduğu için biz varız” fikri.

Bu iddiaya göre “evren böyle olmasaydı biz zaten olmayacaktık, evren böyle ayarlı olduğu için varız, öyleyse şaşırılacak bir şey yok” tur.

Bu iddianın “tasarımı iptal ettiğine” inanma gülünçlüğüne karşı John Leslie özetle şöyle diyor:

100 keskin nişancının ortasında duralım ve hepsi çok yakın mesafeden bizi nişan alsın. Gözümüzü kapatıp ölmeyi bekleyelim. Hepsi tetiği çektikten sonra, hepsi bizi ıskalasın.

Gözümüzü açıp ‘aman bunda şaşırılacak ne var, zaten vursalardı ölürdüm. Beni vuramadıkları için ölmedim” mi dersiniz, ‘hey, burada neler oluyor böyle!’ diye mi sorarsınız?

Şüphe yok ki tasarım deliline karşı getirilen ‘evren böyle olduğu için biz varız, şaşırılacak bir şey yok’ fikri bu iddiadan daha da komik kalacaktır.”

c) diğer iddia ise “çoklu evren” fikri üzerinde.

Bu görüşe göre evrenimiz çoklu evren denemesinden sadece biri. Diğer sayısız evrenler bu tesadüfleri yapamayıp kendi üzerlerine kapandılar. Dolayısıyla şaşırılacak bir şey yok.

Oysa bu itiraza karşı bir felsefeci şöyle der:

“Başka evrenlerin bulunduğuna dair hiçbir bilimsel delilimiz bulunmuyor. Bunların var olduğunu ‘farz etsek’ bile, bunu ‘var olan’ evrene yani içinde bulunduğumuz mevcut evrene göre kıyaslamalı ve bunların hepsinin “düzenli” olduğunu öncülünden hareket etmek zorundayız. Hem bu evrenler var, hem de bunlar düzensiz, dolayısıyla tanrı yok” fikrinin, felsefi bir değeri bulunmamaktadır.”

5) Evren kendi kendine olamıyor da tanrı nasıl kendiliğinden oluyor?

Tanrı sonradan olmuyor. Ezeli olan hiçbir şey sonradan olmaz. Daha net ifadeyle:

a) ya Allah ezeli
b) ya evren ezeli
c) ya da her şey kendiliğinden oldu.

– Evrenin ezeli olmadığı big bang ile ispatlanmıştır.

– Her şeyin kendiliğinden olduğuna dair ortaya atılan sıfır tezi, bilimsel ve felsefi bir değer taşımadığı gibi bilim çevresinden lince uğradı. Zira bu teze göre içinde matematiksel değer barındıran sıfır rakamı yoklukla eş değer görülüyor ve kuantum boşluğu yokluk olarak adlandırılmaktadır.

Sonuç olarak dördüncü bir ihtimal bulunmayan bu ihtimallerde, yaratıcı ezelidir ve evreni var eden de o’dur. Tasarım delili, sonradan var olan varlıklarla ilgilidir. Bir şey sonradan var olmadı ise tasarlanmasına da gerek yoktur. Tasarım deliline karşı tanrı örneklemi sunulmasının felsefi bir değeri bulunmamaktadır.

6) Sonuç:

– Bir kişi ya akıllı sürece, ya da tesadüfe inanır. Bunun ikisinden birisinin mümkün olduğunu söyleyenlerin de tesadüfe imanın mantıksızlığı ortadayken bunu “ihtimal” görme sorunudur. Söz gelimi ateizmin mantıksal bir temeli yoktur ki, agnostik olup “evet belki de her şey kendiliğinden olmuştur” ihtimali sabit görülsün.

– Ateizmin tesadüfe imanı, ironik şekilde dinlere inanan birçok kişinin kendi tanrı tasavvuruna inancından daha büyüktür. Zira Allah’ın varlığı kavramı bunca imkansızlıklar ve mini ihtimallerle kısıtlı olsa, yaratıcıyı tasdik eden oranı şimdikinden çok çok daha az olacaktı. Bunu bilen yaratıcı da kendi varlığını evrenin kendi zatında sabit; kendisinin yokluğunu iddia edecek delilleri de bu entry’de işlediğimiz üzere basit ve mantıksız kılmıştır.

– Daha büyük ironi ise, tesadüfe olan bu büyük inancın bilimsel bir gerekçesi olması şöyle dursun, mantıksal düzlemde hiçbir felsefi dayanağı olmamasıdır.

Not: Hassas ayarlar ile ilgili bilgilerden, big bang ve tanrı kitabından faydalanılmıştır.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir