Big-Bang’in Keşfi, Ateizm İçin Ne Anlama Geliyor?

Big-bang’in keşfinin felsefe tarihine yansımaları, “tanrının varlığı” ve “evren nasıl var oldu” eksenli tartışmalara ne gibi yeni bakış açılar getirdiğinden bahsedelim.

Söz konusu yazı, sırasıyla;

1) big bang’e kadar tarihteki dinlerin ve fikir akımlarının evren hakkındaki görüşleri

2) big bang’in keşfi

3) big bang’in keşfine dinsel ve din dışı çevrelerden gelen tepkiler

4) big bang’te hassas olarak nitelendirilecek ayarlar

5) big bang’in keşfinden sonra materyalistlerin ürettikleri alternatif evren argümanları

6) tek tanrılı dinlerin evren modelleri

başlıklarını işleyecek. Konu, okumanızın kolaylaşması açısından tarafımca başlıklara ayrıldı. okurlara sırtlarını yaslayıp çaylarını/kahvelerini almalarını tavsiye ediyorum.

1) Big bang’e kadar tarihteki inanç ve fikir akımlarının evren hakkındaki görüşleri:

Sahi? geçen yüzyılla kesinlik kazanan big-bang öncesinde; dinler, felsefi akımlar, evren hakkında ne gibi iddialar ortaya koyuyorlardı?

Bunu dört başlık altına alalım:

a) Evren ezelidir, sonradan var olmamıştır, dolayısıyla yok olmayacaktır: Bu görüş tanrıyı evren için bir izah olarak görmeyen materyalistlere aitti. 19. yüzyılın sonuna kadar binlerce yıllık materyalizm savunucuları bunu savunuyordu.

b) Hem evren hem tanrı ezelidir: bu görüş, budist felsefesinde yer alıyordu. aynı şekilde aristo ve platon’da bu fikrin benzerine rastlıyoruz.

c) Maddenin mi yoksa tanrının mı ezeli olduğunu bilemeyiz: bu görüş, agnostik tavıra aitti. zira onlara göre evrenin ezeli olup olmadığı bilinemezdi. “ezeli olduğunu bilmediğimiz bir evrenin tanrısının olmadığını iddia etmek” mantıklı değildi. bu fikrin felsefe tarihinde kökeni , sofistlere kadar dayanmaktadır.

d) Evren ezeli değildir, sonradan yaratılmıştır, ezeli olan tanrıdır: bu fikir, tek tanrılı dinlere aittir. Yahudilik, hristiyanlık, islam gibi asıl olarak tek tanrılı dinlerde görülmektedir. Yeryüzündeki diğer dinlerde, evrenin başlangıcındaki tanrıya ezelilik verilmez veya evrene ait unsurlara ezelilik atfedilir.

Binlerce yıllık din ve felsefe tarihinde, bu üç köklü din dışında “evren ezeli değildir, sadece tanrı ezelidir” görüşünü ortaya atan başka bir filozof, inanç, din ve fikir akımı bilinmemektedir.

Şöyle ki, eğer evren var ise burada iki ihtimal mevcuttur: ya biri bu evreni var etmiştir; ya da bu evren hiç var olmamıştır, hep vardır. varlığı için tanrıya ihtiyaç duymaz.

Yani yaratıcının varlığını düşünen biri, nasıl “tanrı ezelidir, var olmaya ihtiyaç duymaz” diyor ise, binlerce yıldan beri “tanrı ezeli ise evren niye ezeli olmasın. ben evrenin ezeliliğini seçiyorum. bu yüzden tanrı yoktur” diyor idi.

Bu sebeple bugün bile tanrı tartışmaları adına, herhangi bir aksi alternatif ile karşılaşmıyoruz. sadece gelişen bilim-kurgu ve felsefe ilişkisi yönelimi sebebiyle, son dönemde bu görüşler adına açılan “küçük parantezler” mevcut. bunlar ise, evrenin ezeli olmadığının ortaya çıkmasından sonra, materyalizm fikrinin bu konuda “kurtarılmasını” amaçlayan iddialardan ibarettir.

Big-bang’in keşfi hakkında genel bir bilgi verdikten sonra; materyalistler tarafından alternatif olarak ortaya atılan bu yeni “açılıp kapanan evren, çoklu evren” gibi görüşlerine ve aldıkları eleştirilere değineceğiz.

2) Big-bang’in keşfine dair deliller:

bu uzun bir süreç. ama özet olarak şöyle bahsedelim:

Kopernik ve Kepler’in gösterdiği güneş merkezli sistem, Galile’nin gözlemleri ve fiziğe yaklaşımı, evrenin daha iyi anlaşılmasını sağlıyordu. Fakat gezegenleri neyin yörüngede tuttuğu, dünya’nın altındakilerin neden düşmediği gibi sorular cevaplarını bulamamıştı. işte tüm bu soruların yerine oturması için biri daha gerekiyordu. O kişi de Newton’du.

Bu yasa sayesinde dünya’nın altındakiler(!) düşmüyordu, bu yasa sayesinde tüm gezegenler yörüngelerinde hareket ediyordu. bu “evrensel çekim yasası” idi. Newton bu yasayı matematiksel denklemleriyle ortaya koydu. yer çekimi, cisimlerin kütlelerinin karesiyle doğru orantılı, cisimlerin arasındaki mesafenin karesiyle ise ters orantılıydı.

Durun, daha big-bang’i keşfetmedik! bize üç kişi daha lazım.

Newton’un çekim yasası, her şeyi açıklayamıyordu: eğer mutlak işleyen bir çekim yasası olsaydı, belki de bütün gök cisimleri birbirine yapışacak ve evren tek bir kütle haline gelecekti.

Newton bu sorunu fark etmişti ancak bunu “bu evren sonsuz büyüklüktedir, o yüzden birbirlerine yapışmıyorlar” gibi bir argümanla gidermeye çalıştı, ancak bu sorunu gidermiyordu.

İşte tam bu noktada, Friedmann, “evren genişliyor ise, birbirlerine olan çekim güçleri, onları birbirlerine yapışmaktan engelleyebilir!” diyerek sahneye çıkmıştı. bir papaz olan Lemaitre de, evrenin genişlediğini akli ilkelere yönelerek anlamıştı. böylece birçok bilim çevresinden önce, big-bang’in önemini kavrayan ilk olarak kilise oldu ve 1951 yılında “big-bang’in dinsel metinlerle uyumluluğunu” vurgulayan bir açıklamada bulundu.

Einstein de bayrağı başka bir yerden tutuyordu: o da “zaman kavramı”nın, uzaydan bağımsız düşünülemeyeceğini “izafiyet teorisi” ile göstermişti. bu ne demek oluyor? Big-bang ile sadece evren değil, aynı şekilde zaman da doğdu!

Evrenin başlangıcı milyarlarca derece olarak nitelendirebileceğimiz kadar çok sıcaktı, bu durumda evren sıcak elektron ve protonlarla, yüksek enerjili fotonlarla doluydu. Evren genişledikçe ışınım(radyasyon) soğuyacak ve günümüzde de elektromanyetik tayfın mikrodalga bölgesinde gözlenebilecekti. Bu gözlemle de, big bangin en büyük delillerinden birine erişilmiş oldu.

3) Bunların etkisi ne oldu?

bilim çevrelerinden bazı kimseler, bu gerçekleri inkar etmeye yeltendiler. Elbette ilk inkar etmeye kalkanlar, bu teoriyi mizaha alanlar, dönemin “marksist ateistler”i ve “materyalistler”i oldu.

Nitekim Fred Hoyle, bir radyo programında, evrenin bir bütün iken ayrılıp genişlediğini savunan görüşten “big bang” diye alaycı bir şekilde söz etti. Bundan sonra big bang (büyük patlama) ismi meşhur oldu ve kendisiyle alay edilmek için bu teoriye takılan ad, onun gerçek adına dönüşüverdi.

Bununla birlikte, aynı evrenin “ebedi” olmadığını, öteden beri tek tanrılı dinlerin iddia ettiği “bir sonla karşılaşacağını” ispatlıyordu. zira zaman kavramı içinde var olan her şey doğar, yaşar ve ölür. Evren de aynı kanuna sahipti. Evrenin başlangıcının var olduğunu kabul edilmesi ise, “tanrının varlığına karşı” savunduğu argümanların tepetaklak olması demekti!

Sözü materyalist felsefenin ünlü savunucularından yazar Georges Politzer’e bırakalım:

“Felsefenin temel sorunu işte budur. hangi tarzda ortaya konursa konsun, bu sorunun ancak mümkün iki cevabı olabilir. ya madde (varlık, tabiat) ebedi, sonsuz aslidir ve ruh (düşünce, bilinç) türemedir. Ya da ruh (düşünce, bilinç) ebedi, sonsuz, aslidir ve madde (varlık, tabiat) türemedir.”

Örnek olarak dönemin meşhur materyalistlerden biri olan Sir Arthur Eddington ne demiş bir bakalım:

“Evrenin başlangıcı olduğu fikrini felsefi açıdan iğrenç buluyorum…

Elbette, neden iğrenç bulduğu okurların takdirine bırakılabilecek yorumdur.

Aynı şekilde big bang, çok tanrılı dinler adına problem teşkil eden bir realiteydi. Örnek olarak evrene ait maddesel unsurlara ilahlık addeden binlerce dinin fikir olarak yok olması anlamına geliyordu. Çünkü bir ilah, big bang patlaması ile var oldu ise ölümlüdür. Bu ister evrenin maddesine atfedilen ruh olsun, ister maddenin kendisi olsun; ilahlık niteliğini kaybetmiş olur.

4) Big bang’den sonra oluşan ayarlardan bazıları:

– Evreni meydana getiren patlama biraz daha şiddetli olsaydı, evrendeki tüm madde dağılırdı; eğer patlama biraz daha yavaş olsaydı, bütün madde hemen kapanacaktı. her iki durumda da ne galaksiler, ne yıldızlar, ne dünyamız, ne de canlılar oluşurdu. patlamanın galaksileri, yıldızları, dünya’mızı ve canlıları oluşturacak şekilde olmasının olasılığı havaya atılan bir kurşun kalemin sivri ucu üstünde durması kadar bile değildir.

– Big bang’in patlama anında eğer daha fazla madde olsaydı evren hemen kapanacaktı. Eğer patlama anında madde daha az olsaydı patlama galaksileri oluşturmadan maddeyi dağıtabilirdi.

– Big bang’in başlangıcının çok yüksek sıcaklıkta olması sayesinde atom-altı dünyadaki oluşumlar gerçekleşmiştir. böylece de galaksilerden canlılara kadar olan süreç mümkün olmuştur.

– Evrenin başlangıçtaki homojen yapısı da galaksilerin oluşmasının bir şartıdır. başlangıç homojenliğindeki ufak bir azalma galaksilerin oluşmasına izin vermeyecek ve tüm maddenin karadeliklere dönüşmesi sonucunu doğuracaktı. o zaman da biz var olamayacaktık.

– Evrende entropi sürekli artmaktadır. bu ise evrendeki başlangıç anında çok düşük entropili bir başlangıcın olması gerektiği anlamını taşır. bu olasılığın gerçekleşmesi imkansızdır. Roger Penrose düşük entropili bu başlangıcın gerçekleşme ihtimalini 123 10 10 ’ te 1 olarak hesaplamıştır.

– Big bang’den sonra açığa çıkan protonlar ve anti-protonlar birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için proton sayısının, anti-protonlardan çok olması gerekiyordu ve öyle olmuştur.

– Aynı şekilde nötronlar ve anti-nötronlar birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için nötron sayısı, anti-nötronlardan çok olmalıydı ve öyle olmuştur.

– Elektronlar ve pozitronlar da birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için elektron sayısı, pozitronlardan çok olmalıydı ve öyle olmuştur.

– Kuarklar ve karşı kuarklar da birbirini yok eder. oysa yaşamın varlığı kuarkların daha fazla olmasına bağlıdır ve kuarklar karşı kuarklardan daha çok olmuşlardır.

Bunlar sadece işin big bang endeksli kısmı. buna dair sayısız parametre mevcuttur. şaşırtıcı bir ayar örneği daha verelim:

Örnek olarak vücudumuzdaki proteinlerin en fazla bilinenlerinden biri olan hemoglobini ele alalım. bilindiği gibi hemoglobin kan hücrelerinde oksijen taşıma vazifesini görür. bir insanda 60 octillion (60.000.000.000.000.000.000) civarında hemoglobin proteini bulunur.

Hemoglobin 574 tane amino asidin arka arkaya gelmesi sonucunda oluşur. insan vücudunda 20 tane farklı amino asit kullanılır. bu amino asitlerin herbiri tam doğru yerde olmalıdır. örneğin orak hücre kansızlığı denen öldürücü hastalık, hemoglobin proteininin sadece tek bir amino asidinin doğru yerde olmamasından kaynaklanmaktadır. bir hemoglobin proteinin sırf amino asitlerinin belli bir dizilimde olmasının olasılığını şöyle gösterebiliriz;

574 amino asidin (hemoglobin) doğru dizilme olasılığı: 1/20 üzeri 574. matematikten anlayan okurlar için, bu ciddi derecede büyüklük ifade etmektedir.

Bunun gibi sayısız maddeleme yapılmıştır. yine entry hacmi açısından, örneklem sunmak maksadı ile bu kadarıyla yetiniyorum.

5) Materyalizmin ortaçağ’dan sonra din kurumlarına fikrî mağlubiyeti sonrası
nasıl alternatif üretilmeye çalışıldı?

Bu noktadan sonra, materyalizm cephesi “bilim sürekli gelişir, biz yanılırız” gibi bir “mazeret” ile kendi tezlerini gözden geçirmeye karar verdi ve yakın zamanda şu görüşleri ortaya koydu. fakat elbette bu görüşlerin hepsi, büyük eleştirilerle karşılaştı:

a) açılıp kapanan evren
b) sonsuz evrenler silsilesi
c) evrenin tekil olmadığını vurgulayan argümanlar
d) sıfır teorisi

“Açılıp kapanır evren” modelinden söz edelim. John Gribbin diyor ki: “evren big-bang ile oluştuysa, maddeden önce ne vardı? bu aşamada biz aynı evrenin açılıp kapandığını kabul etmek durumundayız.”

Aslında bu sözle Gribbin, maddeye ezeliyet yükleme sancısını, hiçbir bilimsel veri ile desteklenemeyen iddiasıyla gidermeye çalışıyordu. buna göre aynı evren sürekli açılıp kapanıyor, böylece sürekli yeni evren oluşuyor ve sonsuzluk elde ediliyordu.

Yale üniversitesi’nden Profesör Tinsley’in dediği gibi evrenin kapanışını geriye doğru sıçratacak hiçbir fizik kuralı yoktur. fiziğin bize söylediklerine göre evren, uzay ve zaman hep beraber big bang ile başlar, daha sonra bu genişleme ya big chill (büyük donma) veya big crunch (büyük çatırtı) ile son bulur. Maddenin kritik yoğunluğun altında olması evrenin sürekli genişleyerek bir ısı ölümü yaşayacağını söylediğinden, bu senaryo artık evrenin kapanmasına izin vermez ve açılıp kapanan evren modelini geçersiz kılar.

Evrenin kapanacak olması, kütle çekimine karşı gelecek ve maddeyi dışarıya çekecek hiçbir fiziksel kuvvetin olmaması karşısında nihai son olur. Kısacası evrendeki maddenin, genişlemeyi durdurup, kapanışa geçirtip ve kapanmayı sağlaması bir şey değiştirmez: açılıp kapanan evren modeli yine fizik kurallarına aykırıdır.

Gözlemsel astronominin verileri de bu modeli geçersiz kılmıştır. Evrende görünen maddenin homojen yayılımı bu model ile açıklanamaz. Evrenin çöküş döneminde birçok yeni karadelik oluşacaktır ve bu karadelikler ile daha önceden var olan karadelikler, etraflarındaki maddeyi yutarak kapanacaktır.

Bu model daha birçok tez ile geçersiz kılınmıştır ancak yine yazı uzunluğu gereği bu kadarıyla yetiniyorum.

b) çoklu evren modeli: Edward Tyron’un ortaya attığı bu iddiaya göre, evren sayısı sonsuzdur. Evrenimizde bu evrenlerden biridir. dolayısıyla ortada bir mucize yok, bu evren tamamen sayısız olasılıktan doğan bir düzendir.

Christopher Isham bu modelin teorik açmazlarını göstermiştir. bu modelin iddia ettiği gibi sonsuz zaman geriye gidersek, bu baloncuk evrenler her yere saçılacaktır ve bu evrenler genişledikçe birbirine geçecek ve çarpışacaktır. Bu ise tüm gözlemlere aykırıdır.

Aynı şekilde bu iddia, kişileri şu fikre yöneltmeyi amaçlar: Bu evren, tesadüfi olarak denenen sayısız evren modellerinden biridir. belki de diğer milyarlarca evren denemesi başarısızdır. Oysa ünlü felsefecilerden biri, bu model için şöyle der:

“Başka evrenlerin bulunduğuna dair hiçbir bilimsel ve akli delilimiz bulunmuyor. bunların var olduğunu “farz etsek” bile, bunu “var olan” evrene yani içinde bulunduğumuz mevcut evrene göre kıyaslamalı ve bunların hepsinin “düzenli” olduğunu öncülünden hareket etmek zorundayız. hem bu evrenler var, hem de bunlar düzensiz, dolayısıyla tanrı yok” fikrinin, felsefi bir değeri bulunmamaktadır. “

Kaldı ki, çoklu evren olma durumunda bile yaratıcı fikrini dışlamak için herhangi bir rasyonel sebep bulunmamaktadır. Tanrı dilediği kadar evrenler yaratabilir. Bütün bu evrenler “bilinçli bir varlığın hareket ettirmesi anlamına gelen” patlamalara muhtaçtır.

– Andrei linde’nin kaotik şişme (chaotic ınflationary) modeli ise, şişen evrenlerin mini evrenlere bölündüğünü, daha sonra bu mini evrenlerin şişip yeni mini-evrenlere bölündüklerini, bu sürecin kesintisiz devam ettiğini söyleyerek sonsuz evrenler önerir. 1994’te arvind borde ve aleksander vilenkin, sonsuzdan beri şişen bu modelin şekil (geodesy) olarak geçmişte tam olamayacağını, bu yüzden bu modelin de bir başlangıç tekilliğinden kaçamayacağını göstermişlerdir.

c) Evrenin “biz öyle gördüğümüz için” düzenli olduğu fikri:

Bu iddiaya göre, “evrende var olduğu iddia edilen bütün düzenler”, insanın ölçüsüne göredir. yani insan onları öyle gördüğü için, düzen olarak adlandırılırlar. eğer insanlar böyle değerlendirmese idi, düzen olarak addedilemeyeceklerdi.

John Leslie’nin kullandığı hoş bir örneği aktarayım: düşünün ki kurşuna dizilmenize karar veriyorlar ve sizi götürüyorlar ve çok keskin 100 nişancı çok yakın mesafeden birçok defa size ateş ediyor, fakat ölmüyorsunuz. Bunun sonucunda “Ben hayatta olduğuma göre şaşılacak bir şey yok, eğer hayatta olmasaydım şu anda bu durumu gözlemlememiş olurdum.” mu dersiniz, yoksa “100 keskin nişancı, bu kadar çok ateş edip, beni bu kadar yakın mesafeden vuramadıklarına göre, bu durumun bir açıklaması olmalı.” mı dersiniz?

yani evrendeki düzen, insanlar gözünden olsa da olmasa da; vardır ve şaşırtıcı derecede dikkat çekicidir.

d) Sıfır tezi

Bu tezin argümanı şu: bazı enerjilerin değeri birleşince sıfır rakamını veriyor. o halde sıfır olan şey yokluktur bu yoklukta olan enerjiler de birleşip yoktan evren var edebilir. Oysa bir şeyin değerinin sıfır olması ile onun yok olması arasında fark vardır. kağıtta rakamlar olsun ve bunların toplamı sıfır olsun. bu rakamların olmadığını mı gösterir? Hayır. aksine, belirli bir değerlerin var olup bunların toplamının sıfır olduğunu ifade eder.

Söz konusu tez savunucularının düştükleri sorun, bir kuantum alanını “yokluk” olarak degerlendirmekteki mantık hatasıdır. Oysa bir kuantum alanı varsa, bunun matematiksel değeri sıfır da olsa orası “yokluk” değildir. Yokluk, içinde hiçbir madde, enerji ve hareket potansiyelinin olmadığı şey’dir. Dolayısıyla bu değerlere bakıp enerjiler üzerinden “yoktan var oldu” denilemez.

6) Tek tanrılı dinlerin evren modelleri:

Tevrat, İncil ve Kuran’da ortak nokta olarak, “yaratımı başlatan bilinç”, tek olarak vasıflandırılır. bu varlık, zamanın içinde değildir; bizzat zamanı da o yaratmıştır. materyalizmin ezeliyete gönderme yapan “0 noktasında” var olan madde yerine, burada “akıllı varlık” konumlandırılmış ve maddesel yaratımın tümü, bu varlığa bağlanmıştır.

Tevrat ve İncil’de yaratım hususunda ortak nokta varsa da, fazla bir detaya rastlamayız. Kuran ise bu aşamalara daha fazla değinir:

“İnkar edenler, evren(gökler) ve dünya(yer) birbirleriyle bitişikken onları ayırdığımızı ve her canlıyı sudan yarattığımızı görmüyorlar mı? yine de onlar inanmayacaklar mı?” kuran 21-enbiya suresi-30

Söz konusu ayet, big bangin ilk aşamasındaki madde altı unsurların birleşikliğini çok başarılı bir şekilde yansıtır. ardından var olan hızlı genişleme de şu şekilde işlenir:

“Ve evreni(göğü) kuvvetimizle kurduk. muhakkak ki onu genişletmekteyiz. kuran 51-zariyat suresi-47

Ayrıca kuran’da evrenin bir gaz aşaması geçirdiği de söylenir (kuran 41-fussilet suresi-11). Bu da evrenin bir dönemde sadece hidrojen ve helyum gibi gazlardan oluşan bir gaz bulutu olması ile tamamen uyumludur.

Aynı şekilde, semavi dinlerde “evrenin aşama aşama yaratıldığı” ifadesi mevcuttur. bu da elimizdeki mevcut bilgiyi doğrular niteliktedir.

Yazının başında da ifade ettiğim üzere, dünya üzerinde felsefe ve dinler tarihinde, semavi dinler olarak adlandırılan dinler dışında hiçbir filozof, grup, dini ve sosyal hareket toplulukları böyle bir iddia ortaya sermemiştir. Genellikle bu üç dini belirli mitolojilere dayandırma sancısına giren bireyler için de bu, altını çizmemiz gereken en önemli hususlardan biridir.

– Sonuç olarak diyebiliriz ki: big bang’in var olduğunun keşfi, materyalizmin yüzyıllardır fikrî galibiyet yaptığını iddia ettiği din fikrine karşı aldığı büyük bir yenilgi olmuştur. öyle ki, geçmişte bilim ve yeniliği tekeli altına aldığını iddia eden materyalizm, bu keşifle birlikte binlerce yıldır iddia ettiği evren modelini inkar etmek zorunda kalmakla kalmayıp, “alelacele” yeni modeller üretmek zorunda kalmıştır. Bu yeni modellerin tümü ise bilimsel ve felsefi eleştiri yağmuruna tutulmuş; bu eleştirilerin toplamından kurtulacak yeni fikirler de üretememiştir. bu bilgi, dönemin saygın felsefecileri tarafından da kabul edilmektedir.

Not: Big-bang hakkındaki genel değerlendirmeler, “Big bang ve tanrı” isimli kitaptan özet olarak derlediklerim; sıfır teorisi tezi ise söz konusu iddialara ilavede bulunduğum başlıktır.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

3 Cevaplar

  1. Volkan dedi ki:

    Değindiğiniz konular hakkında pek bilgi sahibi olmayan bir kişi olarak yazınızı çok aydınlatıcı buldum. Elinize sağlık.

  2. Tintin dedi ki:

    Sizi tanımıyorum. Sahsinizla ilgili zerre kadar bilgi sahibi degilim. Ama her akşam “acaba bu gün sidon birşey yazdı mi ” diye merak ediyorum. Yazılarınızı okudukça sizin deyiminizle “Amerika’yi yeni kesfetmisim gibi” hissediyorum. Sizden bir ricam olacak. Lütfen Kur’an’ı Kerim in bilimsel mucizeleri hakkında atıp tutan, o bilgileri curuttugunu zanneden insanlara cevap niteliğinde bir yazı yazmanızı rica ediyorum. Ateizmin sacma olduğunu kabul edip “acaba İslam doğru mu? Kur’an’ı Kerim hak mı?” tarzında aklında sorusu olanlari da aydınlatmis olursunuz. Çok teşekkür ederim.

  3. Tintin dedi ki:

    İşte tam da bundan bahsediyorum. Çok sağolun 🙂 https://eksisozluk.com/entry/70823158 bu tarz yazılarınızın devamını dört gözle bekliyorum. Bilimsel konulara da deginin lütfen.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir