Bir Yanılgı: Dünyada Dinler Yok Mu Oluyor?

İddia: Dinler artık bitiyor. Maksimum 100 yıl sonra, dünyada ateist nüfusu ezici bir artış gösterecektir.

Peki gerçekten öyle mi?

İşin ilginç kısmı, bu tip iddiaların her yüzyılda evreni sorguladığını ve gerçeği bulduğunu iddia eden ateist felsefeciler tarafından dillendirilmesidir. Fakat sonuç hiçbir zaman öngörüldüğü gibi olmadı. Aksine,  yaratıcıya inandığını ifade eden bilim adamları her dönem oldu, tarihin her aşamasında –bugün de olduğu gibi- kendisini belirli bir dine nispet eden felsefeciler var oldu.

Bu yazı, sırasıyla şu başlıkları ele alacak:

1) Mevcut araştırmaların genel durumu ve nüfus ilişkisi
2) Pew Research Center’in araştırması
3) Ateist oranındaki Çin etkisi
4) Sosyologların değerlendirmeleri
5) Ateist oranı yüksek yerlerde spirituel ve metafizik kavramlara inancın varlığı

– Gelecekte ne olacak? Geleceği elbette tam olarak bilemeyiz. Ancak eldeki veriler üzerinden, sıkı alt yapılarla hazırlanmış sosyolojik araştırmaları takip edebilir;  mikrofonu toplum bilimlerinde uzman insanlara uzatabiliriz.

İster “ama siz nüfus olarak çok çoğalıyorsunuz” eleştirisi olsun, ister “ama en nitelikli biziz” olsun, var olan hiçbir veri dinlerin kaybolacağı fikrine hizmet etmiyor. Aksine, hangi dinden olursa olsun; internet gibi unsurlar aracılığı ile din karşıtı propagandaların artmasına karşılık, “dini savunma” projeleri de üretilmeye başladı ki bunlar tarihteki faaliyetlere kıyasla oldukça başarılılar.

Yani nasıl bir birey kolayca din eleştirisi materyallerine ulaşıyor ise; artık bir dine inanan da kendi dini hakkındaki sorulara cevap bulma fırsatına erişme ve uluslararası kanallardan dini etkinliklerine katılma fırsatı bulur hale geldi.

Söz gelimi önceden “acaba bu dinde niye var” diye merak eden bir insanın ulaşabileceği en üst kişi bir  din kültürü öğretmeni idi. Şimdi ise basit bir araştırmayla sadece bu alanda uzmanlaşmış insanların bilgilerine ulaşabiliyor ve bu da –elbette ki- demografik bir etki oluşturuyor.

Üstelik durum bununla da sınırlı değil. Gelişen dünya düzeninde eğitimin dünya hayatının vazgeçilmez bir parçası haline gelmesiyle birlikte; sosyal refaha kavuşamayan birçok toplumun dahi eğitime yatırım yaptığı göz önünde bulunulursa, nitelik artışının gerçekliği de gelecek açısından sevindirici bir haber olacak. Yani “siz çoğalıyorsunuz ama biz eğitim alıyoruz” fikrinin pek bir geçerliliği kalmıyor.

Araştırmalara geçelim:

– Bu alanda yapılan en kapsamlı araştırma, Pew Research Center tarafından sunuldu. 2015 yılında yapılan bu detaylı çalışma, söz konusu araştırmasını fazlasıyla geniş tutmuş ve bu sebeple de birçok akademik çalışmada kendisine atıf yapılmıştır.

Araştırmanın kriterinde yer aldığı üzere, “dinlerin son on yıllardaki mevcut gidişatı, toplumların nüfusu, ateizm ve agnostisizme yönelişin hız değerleri” de göz önünde bulundurulmuştur.  Aynı şekilde söz konusu araştırmayı yürüten kadro hakkında da sosyolojik araştırma geçmişleri hakkında detaylı bilgi var. Dileyen birazdan vereceğim linkte inceleme yapabilir.

Araştırmadan çıkan özet maddeler şu şekilde:

1) 2050 yılında Müslüman nüfusu yaklaşık olarak Hristiyanlıkla denk oluyor.
2) Ateist, agnostik ve kendini herhangi bir dine nispet etmeyen insanlar Fransa ve ABD gibi ülkelerde nüfus olarak artış gösterse de, genel nüfusta bir düşüş içinde.
3) Budist nüfusu aynı oranda kalacak. Hindu ve Yahudi nüfusunda artış söz konusu.
4) Avrupa’da Müslüman nüfusu %10 olacak.
5) Hindistan’da Hinduizm etkisi artacak. Ayrıca Hindistan, dünyadaki en çok Müslümanın yaşadığı yer olacak.
6) ABD’de Hristiyanlıkta azalma olacak. Ancak Amerika’da Müslüman nüfusu “belirgin şekilde” artacak. Yahudilikte de artış söz konusu.
7) Dünyadaki her 10 Hristiyanın 4’ü, Sahra altı Afrika bölgesinde yaşıyor olacak.

Genel fotoğrafa şöyle bakabiliriz:

(unaffiliated, kendisini bir inanca nispet etmeyen anlamına geliyor)

2050’de genel nüfus:

Size and Projected Growth of Major Religious Groups

Kendisini inanca nispet etmeyenlerin durumu:

Projected Change in the Unaffiliated Population, 2010-2050

Söz konusu araştırmanın detaylı bilgisi: http://www.pewforum.org/2015/04/02/religious-projections-2010-2050/

Gördüğünüz gibi ortada “dinler yok oluyor” gibi bir sosyolojik veri bulunmamaktadır. Bu kadar radikal değişikliği öngören iddianın, profesyonel anlamda sosyolojik araştırmalara yansıması gerekirdi.

2) Dünya üzerinde mevcut “kendisini bir dine nispet etmeyenlerin” oranı, sanıldığı gibi dünyaya genel bir yayılım içinde değildir. Dünyadaki ateistlerin %70’inden fazlası Çin bölgesindedir:

http://www.globalreligiousfutures.org/religions/unaffiliated

Bu yüksek oran neyle ilişkili?

“Çin bütün dinleri sorgulayacak düzeye gelen, özgürlükçü bir ülke” diyemiyoruz. Zira Çin, üretim potansiyeli bir kenarda dursun, bugün bile sosyal medya kullanımı kısıtlılığı olan daha temel hak ve özgürlüklerin tartışıldığı ülkelerden biri. Genellikle ateizmin özgürlükle ilişkilendirilmesinin aksine, Çin ve Kuzey Kore gibi ülkeler birçok sosyal  kısıtlamaya sahip ve bu gibi durumlar “ama kapitalistlerin haberleri” diye inkar edilemeyecek kadar gerçek.

Yazının esas konusundan uzaklaşmasını sağlamadan, bu konudaki bir bakış açısını buraya eklemek yerinde olacaktır:

“Komunizm’in dinlere karşı baskısı, ülkede birçok ibadethane yasağı getirmiş olması, din özgürlüğü iddiasında olmasına rağmen basit dini pratikleri sansüre alması, Çin demografisini değiştirdi. Artık Çin komünist bir devlet olmasa bile; toplumsal etki için olan olmuş ve benzer yaptırımların etkisi devam ediyordu.

Hayır bunlar emperyalist uydurması” gibi tabulaşmış ama bir o kadar da içi boş olan slogandan sıyrılma isteğinde iseniz, burada birinci ağızdan yaptırımlara ulaşabilirsiniz:

https://www.usatoday.com/story/news/world/2017/05/03/religion-atheist-china-communism/101238320/

Sonuç olarak: Dünyada birçok yerde, tarihte şu veya bu din tarafından dinsel baskılar söz konusu olmuştur. Fakat bunun tam tersi de söz konusudur. 1.1 milyarlık ateist nüfusunun ezici çoğunluğu, hayallerde olduğu gibi bir “sorgulama ve din geleneklerinden sıyrılma başarısı” gibi bir slogana sahip değildir.

Yazımızın son kısmına geçerek sözü, Araştırmanın direktörü Alan Cooperman‘a bırakalım:

Toplumlarda doğum oranı, ölüm oranı, dinsel değişiklik çizelgesi sabit olduğu durumda, Müslüman nüfus açık bir şekilde 2070’den sonra Hristiyanlığı da geçerek dünyanın en geniş dini haline geliyor.”

Sözüne, “Bunun sebebi Müslüman nüfusun genç kitleyi barındırması” şeklinde devam eden Cooperman, sözünü “geleceğe bakmaya çalışarak, bugünki olayları da daha iyi anlayabiliriz” cümleleriyle noktalıyor.

Baylor Üniversitesi Sosyal Bilimler Profesörü Rodney Stark şunları söylüyor:

Bugün dünyanın %81’i bir inanca sahip. %74’ü, “inancının günlük hayatta çok önemli olduğunu” söylüyor. Dini inançların azaldığını düşündüğümüz bölgelerde bile mistik inançlar yok olmuyor. (Yani materyalizmde bir yükselme yok). Aksine spirituel yaşam koçları, ruh-huzur ikilemi mesajını veren birey ve alanlarda artış söz konusu. Bugün Rusya’da tıp doktorundan daha fazla “derin şifacı” bireyler var. Fransızların %38’i astrolojiye inanırken, İsviçrelilerin %35’i “bazı falcıların geleceği görmesi mümkün” fikrine sahip.”

Stark sözüne “Müslüman nüfusundaki ciddi artışa” vurgu yaparak devam ediyor: Müslümanlar 2012’den bu yana nüfus bakımından her yıl 3 milyon oranda artıyorlar.”

Kaynak: http://www.slate.com/bigideas/what-is-the-future-of-religion/essays-and-opinions/rodney-stark-opinion

Sonuç olarak: Dünya üzerinde “dinleri inkar etme” fikrinin, dünya genel nüfusuna köklü etkiler bıraktığını iddia etmek gerçek dışı bir söylem olduğu gibi, mevcut ateist nüfusunu da salt olarak sorgulama ile özdeşleştirmek fazlasıyla hayali bir iddiadan ibarettir.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir