Deizm Kavramı, Bakış Açıları, Felsefi Açmazları

Deizm değerlendirmesi eksenli söz konusu yazı, sırasıyla şu konuları içerecek:

1) Deizmin, ateizm ve agnostisizme karşı üstünlüğü.
2) Semavi dinlerle, özgür irade konusunda birleşmesi
3) Deistlerin kendi aralarındaki fikir ayrılıkları
4) Deistlerin, ahiret inancına inanan kısımlarının incelemesi
5) Deizmin İslam’la benzerliği
6) İslam’dan ayrıldığı üç nokta ve Deizme Eleştiri
7) Sonuç

1) Deizmin, ateizm ve agnostisizme karşı üstünlüğü

Deistlerin, diğer iki felsefi ekole karşı üstünlüğünün en büyük sebebi;

a) Ateizmin; big-bang öncesi için dünde ifade ettiğimiz gibi sıfır noktası tezi, maddenin ezeliliği gibi hiçbir bilimsel ve mantıksal çıkarımı olmayan iddialar üzere ortaya koyduğu felsefeyi doğal olarak mantıksız bulmasıdır.

b) Agnostisizmin ise, tanrının yokluğu hususunda hiçbir akli-bilimsel veriye erişme gücü olmamasına rağmen bir bilgiyi şüphe edilebilir bulması konusunu aşmış olmalarıdır.

Daha açık bir ifadeyle: bir bilginin şüphe edilebilir olması için, onun şüphe edilmeye değer olması gerekir. Oysa tanrının varlığı şüphe edilecek bir önerme değil, başlı başına bir gerçektir. İlgili konuya ateizm karşıtı yazılarda değinmiş bulunduk.

Buradaki esas konu, bir deistin; bu dayanaksız görüşleri aşmış bir birey olmasıdır. dolayısıyla deist bir bireyle, bu temel meseleleri konuşmaya gerek kalmadan tartışmayı ileri taşıyabiliriz. 

Şimdi ise özetle, deizmi masaya yatıralım.

Deizme göre, tanrı vardır; bu evrenin bir akıl ürünü olmadığını söylemek bir akıl tutulmasıdır, ancak bu tanrı vahiy yolu ile insanlarla irtibata geçmez. dünyayı kendi haline bırakmıştır, hatta kötülükler de bu sebepledir.

2) Bir deistin, evreni kendi haline bırakan bir tanrı tasavvuru; İslam’la kavram olarak birleşmese de mantık olarak bir miktar birleşir.

Zira İslam inancına göre de, yaratıcı evreni yaratmış; insanlara özgür iradelerini vermiştir. Bu özgür iradeleri ile dileyen iyilik yapabilir, dileyen kötülük yapabilir. Hayatın belirli safhaları dışında; özgür iradeye müdahale olmaması için tanrının bu fiillere müdahalesi yoktur.

Bu noktadan sonra anlayabiliriz ki, deizmle İslam, özgür iradeye bırakılan bir dünya hayatı konusunda birleşiyor. Ayrıldıkları nokta ise, “deizme göre tanrının, insanların hidayete(doğru yola) iletilmesi için herhangi bir mesaj gönderme gereği duymaması“, İslam inancına göre ise tanrının, doğru yol için kullarına elçi göndermesidir. 

3) Bu noktada ise karşımıza Deizm sorusu çıkıyor. Eğer dünyada özgür irademize bırakılmış ve bizden “iyi” insan olmamızı bekleyen bir tanrı varsa, ahiret hayatı var mıdır?

Deistlerin bir kısmına göre ölümden sonra cezalandırma ve ödüllendirme sistemi yoktur, bir kısmına göre ise vardır. 

Sonunda tanrının ödüllendirme ve cezalandırmanın olmadığı bir evren yaratılmasının ve bu evrende özgür irade verilerek iyiliği erdemli kılmasının ne anlamı var?
Bu mantıkla doğru yola ulaşan da yok oluyor, ulaşmayan da. Tanrının buradaki yaratım amacı ne olabilir?

Ölümden sonra hayat olmayan, kötülerin cezalandırılmayacağı, mazlumların eksikliklerinin tamamlanmayacağı bir dünya hayatını yaratan Tanrı ne istiyor?

Burada, deistlerin “ölümden sonra hayat yok” şeklinde iddialarının, tanrıya yükledikleri tasavvur açısından düştükleri mantıksal problemi kendiniz görebiliyorsunuzdur.

Elimizde, “dünya hayatına imtihan için gönderilen, güzel davrananların ise ölümden sonraki hayatla ödüllendirileceği” bir deizm görüşü kaldı.

4) Bu görüş, özellikle semavi dinlerin ortak görüşüdür. Zira şaşırtıcı bir şekilde yeryüzündeki birçok dinde, ölümden sonra ahiret hayatı yoktur. Örnek olarak bir kısım Hint dinlerinde, reenkarnasyon sonucunda sürekli bu evren içinde devam eden bir sirkulasyon vardır. Bu ise, reenkarnasyon sebebiyle kast ettiğim ölümden sonra hayat kavramından farklıdır. Bu sebeple bu kategorideki bir deistin söz ettiği gibi bir anlayış bulamayız.

“Dünyada imtihan, ölüm sonrası ise ödüllendirme-cezalandırma sistemi”ne inanan bir deist; hristiyanlık, yahudilik, ahiret inancı bakımından semavi dinlere benzerlik gösteren zerdüştlük ve İslam’a büyük benzerlik yakalamış olur.

Git gide daha çok benziyoruz değil mi sevgili deist okur?

Devam edelim.

Bu kısım deistlere göre, evreni yaratan tanrı bir’dir. Fakat bu tanrının nasıl olduğu, izafidir. yani tanrının nasıllığı, kişiden kişiye göre değişebilen bir eksendedir.

5) Buna rağmen, deistlerde inanç esasları bakımından baba-oğul kutsal ruh veya insanlarla tanrı arasında akrabalık kurma gibi yahudi geleneği inançlarına rastlamazsınız.

Ayrıca, ölümden sonra yaşama inanan deistlerde; zerdüştlere benzerlik gösteren bir “tanrının savaştığı kötülük ruhu” tarzında bir inanç da yaygın değildir.

İnanç esasları bakımından; bu kısım deistlerle en benzeşen din sistemi, İslam kalmıştır.

6) Peki İslam’la hangi yönlerden ayrılır bu tür deizm?

Tanrı peygamber göndermez, dinler kötü, bir de mucize diye bir şey yok.

Bu itirazları tek tek ayrı bir başlığa alabiliriz:

a) Tanrı peygamber göndermez

Tanrı neden peygamber göndermez? sorusuna vereceği cevap, “biz kendi aklımızla doğru yolu bulabiliriz.” olacaktır.

Peki “doğru yol”dan kasıt nedir? tanrıyı bilmek ve iyi davranmak mı, sadece iyi biri olmak mı, tanrının bizden beklediği nedir?

– falanca deiste göre şöyle, ötekisine göre ise hem tanrıyı bulmak…

Gördüğün üzere felsefe olarak tanrının varlığına inanıyorsun; yani mutlaka tanrı bunlardan biri ya da ikisini bekliyor. Ama bu konu tanrı tarafından bir şekilde açıklanmaya muhtaç ki, salt mantıkla ulaşılan ortak bir mutabakat yok. Üstelik sonunda ödüllendirme ve cezalandırma sistemi olacağını iddia ettiğin ciddi bir konuda, bu denli belirsizlik sence de problemli değil mi?

Muhtemelen verecek cevabın, “tanrı hepsini kabul eder” olacak. Kaynağın nedir? Ya kabul etmezse, ya beklediği bir şey varsa? Sence bu, ölümden sonraya uzanan bir inanç sistemi için, riskli bir varsayım değil mi?

Bir tanrı var, evreni yaratıyor, sonunda ödül ve ceza sistemi kuracak. Bu noktada ödül ve ceza sistemi hayati bir önem taşır. Peki tanrının bu denli önemli bir konuyu atlamış olduğuna dair konunun arkasında ne gibi bir felsefi izah yapabilirsiniz?

b) mucizeler yok.

Neden? mucize dediğin kavram; evreni belirli fizik kurallarıyla yaratan tanrının, kendi gücü dahilinde belirli şartlar altında aynı kuralları geçici olarak değiştirmesidir. Bir taşın yere düşmesi, tanrının yarattığı yer çekimi kanunu sonucundadır. Fakat aynı tanrı, dilerse yer çekimi kanununu o nesnede iptal edebilir. Burada mantıksal bir tutarsızlık yok.

Sonuç olarak mucize kavramının, ütopik, hayali bir tanımı yoktur. aksine, kendi içinde mantık dahilindedir. bunu reddetmek, felsefi anlamda deizme bir artı puan getirmez; aksine “tanrıya inanıyorum” diyen biri için eksi bir not olur.

c) dinler kötü.

Tarih boyunca, dinler adına yapılan fiiller kötü olmuş olabilir, `tıpkı yasalar adına yapılan fiilerin kötü olmuş olduğu` gibi. Tarih boyunca yüzlerce devlet ya da devletçik, kötülüğe aracı olmasına rağmen bugün biz suçu devlet kavramında bulmuyoruz. Aynı şekilde, para adına milyonlarca kötülük yapılmışken; biz suçu parada değil, kapitalizm vb sistemlerde buluyoruz. aynısı, din için de geçerli.

nitekim, inanç esasları bakımından da bu kısım deistlerin semavi dinlere daha yakın olduğunu ifade ettik. Yani zaten diğer yüzlerce yerel dini bir kenara attık, bahsettiğim kesim deistlerin bu tip bir inancı yoktur. Bunu da eleyince karşımızda bir islam kaldı.

7) İslamla ilgili ise, bu noktada bir deist için karşımızda taslak anlamda itiraz göstereceği tek mesele söz konusudur.

Deistlere göre, islam’daki bazı meseleler; mantığın onaylayacağı durumda değildir. Bu meseleler de zaten sayılıdır. Genellikle Kur’an’da “kişiler üzerinden anlatılan hukuki gerçekler” eksenini yanlış değerlendirip “kitabın evrenselliğine” ilişkin eleştirilerdir. Bunları da “Kur’an insan yapısı mıdır” başlığı altında şu sözlük entry’mde link bazında derlemiştim:

https://www.eksisozluk.com/entry/66801981

Özet olarak, bir deistin gayri makul olarak nitelediği birçok şeyin, felsefeyle uğraşan biri olarak hiç de gayrimakul olmadığını çeşitli mantıksal önermelerle ortaya koyulduğunu düşünüyorum.

Bir müslüman olarak da, deistlerin kendini başka felsefi akıma nispet eden birçok kişiden daha zeki olduğunu düşünüyor, gereken inceleme ardından mantıksal bağlamda neyi kast ettiğimi anlayacaklarını ve tercihlerini doğru olandan yana kullanacaklarını umuyorum.

Bizi yaratan, ne evreni ne de insanı kendi başına bırakmamıştır.

“İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?” `(kıyame/36)`

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir