Din Dışı Ahlak: Ensest İlişki, Hırsızlık ve Dedikodu Üçlemesi

Dinleri sürekli bir şekilde “ahlaki” yönden eleştirmeye kalkan, Allah resûlü’nun kendisiyle kan bağı bile bulunmayan Zeyd isimli sahabinin eski hanımıyla evlenmesini “ensestlikle” itham etmeye çalışan, dinlerde bulunan ganimet kavramını “hırsızlıkla” özdeşleştirmeye kalkan din dışı merciilerin, ahlaki temellendirme sorunları daha büyüktür.

Ahlakî temellendirme, bir kişinin ahlaki algılarını bağlayacağı ilkeler bütünüdür. Örnek olarak bir müslümanın ahlaki temellendirmesi; dini ilkeleri ve öz vicdanının bütünü sonucu oluşur.

Ateist ahlakı için ise iki yönden bahsedebiliriz:

a) ilkel ahlak
b) modern ahlak

Ateist ahlak öncelikle evrim teorisinde yer alan seleksiyon mantığına dayanır. Seleksiyon, canlılardan daha sağlıklı, daha güçlü, daha zengin ve daha çok üreyenlerinin hayatta kaldığı; diğerlerinin ise hayat mücadelesinde eksilere düşerek git gide yok olmasına dayanır. Canlıların temel amacı hayatta kalmak olduğuna göre, hayatta kalma uğrunda yapılan Fiiler de doğada normal olanlardır.

Söz gelimi, farenin çekirgeyi yemesinin bir ahlaki sorun olduğu hakkında konuşmayız. Zira farenin amacı hayatta kalmaktır. Aynı farenin bir yılan tarafından yenilmesi de etik bir sorun teşkil etmez.

Ateist ahlakının ikinci yönü ise modern ahlaktır. İnsan beyninin gelişmesi neticesinde zihinde gelişen vicdan, toplu olarak bir arada yaşama, empati, sosyal yükümlülük gibi kavramlar insanlara vazifeler getirir. Bu vazifeler de toplumsal olarak oluşur ve çağdan çağa değişirler.

Bunların gelişmesinin en büyük sebebi, insanın kendini koruma isteğidir. Başka bir deyişle, ahlak kutsal olmalı ki, ahlaksız bir insanın bana ve kabileme zarar verme ihtimali düşsün. Yani ahlak denilen kavram, insanların bir arada yaşayabilmesi için üretilen kurallardan oluşur ve insanlardan bu kurallara uymaları beklenir. 

İlkel ahlakı frenleyen kısım bu’dur. Ancak ateistlerin modern ahlakı belirli kurallara bağlı olmadığı gibi, toplumsal anlamda birçok boşluk bırakır.

Söz konusu yazı da, din dışı ahlaka inanan birinin kendisine bahşedilen vicdanın bir sonucu olarak “iyiliği seçebileceği”, ancak hiçbir felsefi değer ile “iyilik zorunludur” ilkesini temellendiremeyeceğinden bahsedeceğiz.

Bu konuda sırasıyla dedikodu, hırsızlık ve ensest örnekleri verelim.

Bildiğiniz üzere dedikodu, semavi dinlerce yasaklanan; toplumsal olarak da “kötü” olarak nitelenen kavramdır.

Ancak bir kısım evrim teorisyencilerine göre, dedikodu kavramı; ilkel insanların hayatta kalmak için kendileri aleyhinde gelen tehditleri önleyebilmek için gelişmiş bir mekanizmadır. Şurada da bolca övülerek anlatılmış:

https://seyler.eksisozluk.com/insan-evrimiyle-ilgili-okuduktan-sonra-dedikoduya-olan-sayginizi-artiracak-bir-yazi

Hemen din dışı ahlakın imkanına inanan birine sorularımızı soralım:

– Neden dedikodu yapıyorsun?

Cevap: Kendime yapılan kötü bir şeyi anlatmak evrimin bir hediyesi.

– Neden yüzüne söylemiyorsun?

Cevap: O kişinin yüzüne söylemek, daha büyük kavgalara yol açabilir ve bu durum bana fiziksel ve psikolojik olarak zarar verir.

– Dedikodu insan hakları ihlali değil mi?

Cevap: Bana yaptığı x fiili ile benim hakkımı ihlal etti. Benim arkasından konuşmam çok daha küçük bir ihlal ve ancak adil bir şekilde öç almış oluyorum.

Şimdi hırsızlık üzerinden örneklem sunalım.

Bildiğiniz üzere hırsızlık, hayvanlar aleminde yaygın bir fiildir. Bir hayvan kendi türünden bir hayvanın ya da başka türe ait bir hayvanın avını çalabilir. Bu da, elbetteki hayvanların “hayatta kalma” ve “sağlam olan daha çok yaşar” gibi “kodlanmalarından” meydana gelir ve doğal bir fiildir. Şurada gördüğümüz üzere “hırsızlıkta uzmanlaşan” hayvanların bir listesini görebilirsiniz:

http://www.care2.com/greenliving/top-9-animal-thieves.html

Dolayısıyla hırsızlığın “doğada var” olduğunu kabul ettiğimizde bir üst basamağa çıkmış oluyoruz!

Örnek olarak bir ateist için, gelir adaletsizliği olan bir dünyada; orta gelirli birinin kendisinden çok daha zengin birini dolandırmasının problemli olduğunu ifade etmek için sabit bir dinamik bulunmaz.

Burada engeller ne olabilir?

1) Başkasının malına göz dikmek kötüdür.

Cevap: Sistem de bana daha az vererek benim malıma göz dikiyor.

2) Sistemin yanlış yapması benim de yanlış yapmama izin verir mi?

Cevap: Hakkımı almak kötülük olarak tanımlanamaz.

3) Bu fiilin sonucunda karşıdaki kişi de zarar etmeyecek mi?

Cevap: O kişi çok zengin olduğu için, benim bu pratikten kazanacağım fayda, onun kaybından daha büyük olacak!

Gördüğünüz gibi, temel insani değerlerden biri olan hırsızlığa karşı dahi; ateist temelli bir ahlak sisteminden sabit bir yasak koyamıyoruz.

Şimdi enseste geçelim. 

Özel hayatla ilgili birkaç örneklem sunmak gerekirse:

– Bir ateist için, aile bireyleri içinde karşılıklı rıza dahilinde cinsel sapma söz konusu ise bunun etik dışılığı nereden geliyor?

– Bir ateist için, bir erkek yüz kadınla evli olmak istiyor ve bu yüz kadın da buna onay veriyorsa, yüz kişiyle evlenmekle sonuçlanan poligami ne gibi sorun teşkil ediyor?

– Daha da ilerisi, bir ateist için insanın bir hayvan ile cinsel deneyimler yaşaması ne gibi sorun teşkil ediyor?

Olası itirazları:

1) Yakın gen ile birleşimde sakat çocuk doğar.

Cevap: Bireyler çocuk amaçlı beraber olmayacaklar.

2) Yakın gene meyil duymak doğal değildir.

Cevap: Doğallıktan kasıt nedir? Aynı mantıkla eşcinsel birleşim de doğal değildir fakat bunun özgürlük olarak değerlendirileceğini ifade ediyorsun.

3) Ama eşcinsel tavırlar sergileyen hayvanlar var.

Cevap: Ensest tavırlar sergileyen hayvanlar da var.

Şu çalışma, memeli türlerde ensestin varlığından söz ediyor:

http://rsbl.royalsocietypublishing.org/content/10/12/20140898

Gördüğünüz üzere, din dışı ahlak telakkisi üzerinde, “karşılıklı rıza” ilkesinden hareketle daha aile içi sapmalara dahi bir müdahale noktası bulmak imkansız hale geliyor.

Nitekim ünlü ateist aktivist Profesor Lawrence de bu çerçeveden bakmış ve ateist temelli bir felsefeden; “özgürlük” kavramı dışında enseste dahi müdahale edebilecek bir ahlak sistemi bina edilemeyeceğini itiraf etmiştir:  https://www.youtube.com/watch?v=m_p5YXaxAJA

– Gördüğünüz üzere, ateizmin referans aldığı “modern ahlak”, birçok konuda tıkanmakta ve hemen söz konusu fiili “seleksiyon” ve “bir hayvan türü olarak insan” kavramlarına daraltılıp sahibinin “ideal iyi” çizgiden kolayca çıkmasına sebep olmaktadır.

Bu kadar “basic level” yani “asgari seviyede” olan bir ahlak temellendirme algıları dururken, dinlerin ahlaki bakış açısını eleştirme hadleri oldukça ironik durmaktadır.

Son olarak din dışı ahlak telakkisinde var olan “olgu-değer” ikileminden bahsedip yazıyı sonlandıralım.

Olgu, bir gerçeklik ifade ederken; değer, “o gerçeklikten çıkarılacak anlam”ı ifade eder. Bir denklem kurmamız gerekirse,

1) Ahlaklı olmak güzeldir (olgu)
2) Ahlaklı olmalıyım (değer)

Ama sorun da burada ortaya çıkmaktadır. Neden birinci cümleden, kendime yeni bir “vazife” çıkarmak zorunda kalayım ki?

Daha sabit bir ifadeyle, evet “ahlaklı olmak iyi” olabilir. Ama neden “ahlaklı olmak zorundayım?”. “Kırmızı renk güzel” olabilir ama ben “kırmızı renk giymek zorunda değilim!”

Bütün evrenin rastgele oluştuğunu baz aldığımızda, kırmızı rengi güzel bulmamız da anlamsız bir tesadüf haline gelir. Aynısını ahlak için de söyleyebiliriz. Bütün bunların büyük anlamları olduğunu ifade etmek saçmalıktır. İşte ateist ahlak bu sebeple olgu-değer konusunda tıkanır ve araya bağlantı noktası yerleştiremez.

Şimdi aynı denklemi yaratıcıya inanan biri için kuralım.

a) ahlaklı olmak güzeldir
(bağlantı noktası: tanrı güzel şeyleri istemektedir)
b) öyleyse ahlaklı olmalıyım

Burada, yaratıcıya inanan biri bu ahlakı “zorunlu fikir” haline getirir. Yaratıcıyı inkar eden ahlaka inanan biri için ise “zorunluluk” imkansızdır. Böyle biri için ahlak ancak “tercih” olur. Zira yemek yemeden ölebiliriz ama ahlaksız olmak birçok konuda hayatta kalmamıza fayda verebilir.

Bu bağlamdan bakıldığında bir inkarcı için “iyilik güzeldir” öyleyse “iyi olmalıyım” gibi bir zorunluluk yoktur. Aksine, x ateisti “iyi olmayı seçerken”, y ateisti “bunun aptalca” olduğunu düşünebilir.

Peki, bütün bunların “kötülük yapan bir müslüman” ile, “iyilik yapan bir ateist” arasındaki dinamiği nerededir?

Bir müslüman, kendisine yüklenilen sorumluluğu reddederek kötülük yapabilir, bir inkarcı da kendisine verilen vicdan kavramı ile iyilikte bulunabilir. Fakat tartışma noktası bu değildir. Tartıştığımız nokta, ahlakın fikri olarak temellendirilmesinin imkanıdır. 

Kötülük yapan bir müslüman, kötülük esnasında olgu değer ilkesinden ötürü “yanlış” yaptığının farkındadır.
Kötülük yapan bir inkarcı ise, kötülük esnasında olgu değer bağlantısı kuramaz ve eğer sonuç lehine ise “yanlış” yaptığı fikrini de reddeder.

İyilik yapan bir müslüman, iyilik esnasında “iyiliğin zorunlu” olduğunu bilirken,
İyilik yapan bir inkarcı, iyilik esnasında “bunun tercih meselesi olduğu” fikrindedir çünkü yukarıda da geçtiği üzere bunu hiçbir temellendirme ile “zorunlu” göremez.

– Aynı şekilde “siz karşılığını Allah’tan bekleyerek iyilik yapıyorsunuz, ben ise karşılıksız yapıyorum, erdem olan benimkidir” itirazı da meşhurdur. Oysa ateizmin iki durumdan birini seçmenin erdem olduğunu ifade edecek felsefi dinamiği de yoktur. Söz gelimi mevcut felsefenin, “tesadüfler silsilesi ile var olan ve kısa bir ömür olan hayatta; bir hayvan türü olan insanın üretilen yapay ahlaki kavramlarla hayatını frenlemek zorunda olması neden erdemli olsun ki?” sorusuna verecek bir cevabı bulunmamaktadır.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir