Evren Kendi Kendine Var Olabilir İddiası

Mitoloji, halkın inançları ve evrenin var oluşu ile ilgili ağızdan ağıza aktardığı söylencelerdir. “Evrenin kendini yaratma gücü”, “atomların olağanüstü potansiyel taşıması”, “evrenin ezeli ve ebedi yaratıcısının kuantum dalgalanmaları olduğu” gibi inançlar da günümüz ateistleri içinde yaygın olmakla birlikte, ilginç bir şekilde bunun kendileri tarafından “bilim” diye sunulmaya çalışıldıkları ile karşılaşırız.

Bu mitolojilerden biri: Evrenin enerjilerinin toplamı sıfırdır, kuantum dalgalanmaları “yoktan (kendi kendine) var olmayı” ispatlamıştır, dolayısıyla tanrıya ihtiyaç yoktur.

Lawrence Krauss’un A Universe From Nothing” isimli kitabında  ortaya atılan bu mit, maalesef bilim ve felsefe dünyası tarafından büyük tepki almış, iddianın bilimsel değer taşımadığı gerçeği astrofizikçiler tarafından defalarca ortaya konulmuştur. Buna rağmen bilimle hiçbir alakası olmayan günümüz ateistleri tarafından sürekli bir şekilde gündeme alınmakta ve bilimin ispatı gibi sunulmaya çalışılmaktadır.

Bu sebeple, olayı fizik alanında bir uzmanlığı olmayan okurların da kolayca anlayabileceği şekilde anlatalım.

Lawrence Krauss’un bu tezi, evrenin enerjilerinin sıfır olduğu tezine ve kuantum vakumuna dayanıyor. Ona göre evrenin enerjilerinin toplamı sıfır ise; evren aslında hiçliktir, hiç olan bir şeyin yoktan var olması imkansız olmaz.

Buradaki birinci hata, sıfırı “yokluk” ile özdeşleştirmektir. Elimize bir top alıp yukarı fırlatalım. Topun yukarı atılışındaki kinetik enerji ile, yerçekimi enerjisinin eşit olduğu noktaya ulaştığı an, topun hareket enerjisi sıfırdır. Ama hiç kimse burada enerjilerin, topun ve hareket potansiyelinin “olmadığını, burasının bir yokluk noktası “ olduğunu iddia etmez.

Aynı şekilde evren enerjilerinin toplamının sıfır olduğu farz edildiğinde dahi elimizde sayısız yıldız, gezegen, karanlık enerjiler, atomlar, kuaklar, farklı madde formları vardır. Sıfır rakamının “yokluk”la eşleştirilmesi tezin esas problemlerinden biridir.

– Ateistler bu iddialarını “sanal parçacık” ile desteklemeye çalışırlar. Oysa sanal parçacık, kuantumun belirsizlik ilkesinin doğal sonuçlarından biridir. Sanal parçacıklar uzay zaman içinde üretilir ve uzay zaman dalgalanmalarına geri dönerler. Bu çok hızlı bir süreçte olduğu için direkt bir şekilde gözlemlenemezler. Bu sebeple buna “sanal parçacık” denilir. Yani ateistlerin iddia ettikleri gibi büyük kuarklar yaratıcısı mucizeler var etmemektedir.

Krauss’a göre evren bu sistemle var olmuş, ancak bu sistemin işlemesi için zaman sürecine ihtiyacımız vardır. Maddeye ait zaman ise bilindiği üzere big bang ile var olmuştur; Krauss da bu problemin farkındadır. Çünkü bir şey evreni yaratıyorsa, evrenin var olma sürecinden sonraki bir kavrama ihtiyaç duymamalıdır!

-Krauss ise bu noktada, bilimle hiçbir alakası olmayan “hayali bir zaman” yaratır ve “evrenden önce bazı parçacıkların var olduğunu” farz eder. Ama bu zaman kozmik zamandan farklıdır. Big bang öncesine gidildiğinde, ateistlerin dahi bilimle değil, “önkabulller ve inançlarla” varsayımlara gittiğini görebiliyorsunuzdur.

Krauss bunu desteklemek için “kozmik enflasyon genişlemesi” var sayar. Buna da 10 üzeri 78 rakamında bir genişleme faktörü verir. Bizim evrenimiz için 10 üzeri eksi 36 ve 33 saniyede olan genişlemeden bahsediyoruz ve bu genişleme bilindiği üzere “electroweak dönem”in hemen başında olmuştur.

Fazla teknik tabirlere girmeden şöyle ifade edelim: eğer evren çok çok genç ise, electroweak dediğimiz güç, bir nükleer güçle karışır. Evren 10 üzeri eksi 35 saniyelik ömründeyken, “güçlü electroweak gücü”, nükleer güç ve zayıf electroweak güce ayrılacaktır. Bu da evrendeki böyle bir enflasyon genişlemesinin 10 üzeri eksi 35 saniyelik evrende mümkün olmadığını gösterir!

Kuantum vakumu, boşluk, hiçlik ilişkisine geri dönersek..

Kuantum dolanıklığı ile, “boşluk” denilen iddianın yokluk olmadığı ispatlanmış oldu. İki ayrı atom düşünün, bu atomlar “uzaysal” yaşamları boyunca ayrı kalsın ve birbirleri ile organik bir bağı bulunmasın. İşte kuantum dolanıklığı dediğimiz kavram ortaya koydu ki, iki atom birbirlerinden çok uzakta olsalar bile belirli bir foksiyon ile birbirlerinden haberdar oluyor ve birbirlerini etkileyebiliyorlar.

Bir ateist olarak aradaki bağı göremediğiniz için “işte yokluktan iletişim var oldu” diyebilir ve bu sorunlu felsefi çıkarımınızı evrenin var oluşumuna kadar götürebilirsiniz. Ama bilim durmaz ve çalıştıkça hayali inançlarınızı yok etmeye devam eder. Burada olay daha net şekilde anlatılıyor:

https://www.youtube.com/watch?v=QmeHwDtRRoA

– Ateistlerin bu noktadaki çırpınma sebepleri, elbette big bangin keşfinden sonra başlamıştır. Çünkü big bang keşfedilene kadar “tanrının ezeli olduğu ne malum, belki evren ezelidir. Evet evet evren ezelidir” diyorlardı.

Bu mitolojik inançlarının yanlışlığı ortaya konulduktan sonra kuantumun sırlı dünyasına girip kendilerine bir şeyler bulmaya çalıştılar ve halkın çoğunun anlamadığı kavramları soslu bir şekilde sunarak “işte evren yoktan var olmuştur” inançlarını bilim diye satmaya başladılar.

Öyle ki, bilim şu ana değin “yokluk” diye bir şeyi keşfetmek şöyle dursun; felsefe bunun tanımını ortaya koyma konusunda dahi sıkıntı yaşarken, kendi kafasından bir yokluk var edip bunun üzerine inanç bina etmek ateistlerin işi olmuş oldu.

Bu tip iddiaları, kendilerinin de açıkça bir “inanç” içinde olduklarını net bir şekilde gösterir niteliktedir.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir