İslam Diğer Dinlerin Kopyası Mıdır?

Bu yazı, Muazzez İlmiye Çığ’ın “Kuran, Tevrat ve İncil’in Sümer’deki Kökeni” kitabı üzerine yapılan bir kritiktir. Bu kritik ekseninde, tarihi itirazlara karşı genel bir kanı edinilebilir.

Şimdi kitabı üç yönden inceleyeceğim. İlk ikisi genel yani herkesin faydalanabileceği şekilde olacakken, sonuncusu ise kitap odaklı olacak. “Bu hususta farklı bir bakış açısı edinmek istiyorum” diyecek kişiler, çaylarını alıp bu uzun yazıyı sabırla okumaya başlayabilir.

Yazı şu üç kısımdan oluşacak:

1) Ateizm ve diğer inkarcı akımların hatalı tarih metodolojisi
2) Hz. Muhammed’in iddia edilen kopyalamayı yaptığına dair hiçbir tarihsel veri olmaması
3) Kitapta İslam hakkında bulunan tarihsel ve mantıksal hatalar

1) Birincisi hakkında şunları söyleyebiliriz: 

İnkarcı akımların dinleri yorumlamada iki tarih metodolojisi var:

a) Bütün dinler birbirinin kopyasıdır ve kökenleri birdir.
b) Dinlerin kökeni bir değildir, öyle olsaydı neden -mesela Ayteklerde- tevhit inancı yok. demek ki semavi dinler yalan.

İşin ilginç kısmı, iki method birbirinin zıttı.

Birincisi hakkında tez yazan bir ateist, dinler arasındaki benzerlikleri araştırmaya çalışırken,

İkincisi hakkında tez yazan ateistler, dinler arasındaki farklılıkları tespit etmeye ve hepsinin birbiri ile alakasız olduğunu ifade etmekle meşgul olmaktadır.

“Bu ne saçmalık?” mırıltılarını duyar gibiyim. Evet öyle. Fakat bu çelişkiye düşmelerinin sebebi, işin aslını akıl edememelerinden ötürüdür:

Dinlerin, “birbirinden kopya mı olduğu” veya “her bir dinin başka bir dinin bozulmuş hali mi olduğu”, bilimsel tarih anlayışı ile asla bilinemez.

Sebebine gelince:

Özellikle semavi dinlerde, ilk insan inancından hareketle, “Allah’ın bütün kavimlere din gönderdiği ve bu kavimlerin bu dinlerini bozduğu inancı” vardır.

Dolayısı ile, bu iddiaya göre Sümerler’de, Aztekler’de ve Tevrat’ta gördüğün benzerlikler, tevrat’ın ve kuran’ın onların kopyası olduğunu değil; aksine “her kavime gelen peygamberden kalan bilgi kırıntıları olduğunu” gösterir.

Yani senin Sümerler’de “aa ibadetten önce suyla bir şeyler yapıyorlarmış demek ki islam ondan kopyalama yapmış” dediğin şeyi; bir müslüman araştırmacı, “hmm demek ki allah, sümerlerden önce bir peygambere din göndermiş ama sümerler bunun bir kısmını bozmuş, bir kısmı ise kalmış” diye yorumlamaktadır.

Hangisi doğru?

Senin de, bir müslümanın da ortaya koyduğu iddia, bilimsel olarak ispatlanamaz. bu sebeple “dinlerin doğru veya yanlış mı olduğu” tartışmanızı başka alana kaydırmanız gerekiyor. 

Buradan hareketle, bir ateist olarak kendi çağında “hmm burda bu var, şu dinde de şu varmış, şimdi de biraz kimyon koyalım” diye yazdığın kitapların hiçbiri, bilimsel tarihe hizmet etmiyor. Aksine, subjektif bir nitelik taşıyor.

Bununla birlikte; ateistlerin özellikle son yüzyılda yazdığı “dinlerin birbirinin benzeri olduğu” temalı iddiaları içeren yazılarda, “amerika’yı keşfetmiş bir eda” takınmaları çok komik oluyor.

Zira misal olarak islam, 1400 yıl önce daha kendi geldiği kavmin müşriklerinin ibrahimî dinden kalıntılar taşıdığını, bu kalıntıların bir kısmını bozup bir kısmını yaşattıklarını açıkça ifade ediyor. 

Buraya kadar, kitabın ispatlamaya çalıştığı şey ile methodolojisinin kıyası hakkında umarım genel bir kanı edindin. şimdi gelelim kitaptaki bazı bilgilerin problemli olmasına:

2) Hz Muhammed’in bahsedilen kopyalamaları yaptığına dair hiçbir tarihi delil olmaması

Bütün inkarcı akımların sıkıştığı nokta bu. nasıl oluruz da bu kopya iddialarını Muhammed peygambere “yamayabiliriz.”

Onların “Muhammed” dedikleri adam, hiç kimseden döneminde felsefi eğitim almamış; din öğrendiği hiçbir rahip olmamış, hiçbir araştırma gezisi yapmamış, edebi faaliyeti yok, döneminde herkes şiir-hikayelerle uğraşırken bunun için etkinlikler düzenlerken bunlarda bulunmamış veya peygamber olmasından önce yeni bir din fikrine dair söylediği hiçbir söz yok; müşrik kanallardan gelen rivayet de dahil!

Hmm, ne yapalım?

– En iyisi rahip Bahira’ya bakalım. Muhammed’in 9 yaşlarındayken Suriye’ye gittiğinde peygamberlik müjdesi yapan rahip. kesin yeni dini o öğretti.

Ama bir dakika bir dakika, 9 yaşındaki bir çocuğun sadece bir görüşmede yeni bir din fikrini öğrenmesi ne kadar mantıklı? Hem öyle bir şey olsaydı rahip’in dini gibi önce Hristiyan olurdu. hem islam inanç esasları Hristiyanlıktan farklı. yani şirk mantığı kökten reddediliyor. yok yok, başka bir şey olmalı.

– En iyisi Muhammed’in hanif arkadaşlarına bakalım. bunlar putlara tapmıyordu. Kesin yeni dini bunlar çıkardı.

Ama durun! Bu kişilerin kimisi Hristiyan olmuş, kimisi Yahudiliğe meyletmiş, kimisi hiçbir dini seçmemişti. Aralarında birlik olmadığı gibi, grup olarak hareket etmiyorlardı. fikirleri de aynı değildi. ortada proje yoktu. Bu sebeple müşriklerin ilgisini hiç çekmemişlerdi bile. Üstelik ilk müslüman olanlar arasında bunlar yok. hatta İslam çıktıktan sonra müşrikler, bu diğer kişilere hiçbir ithamda bulunmamışlar.

– Bu da olmadı. biz en iyisi Varaka’ya bakalım. Dönemin rahibi, hani Muhammed’in peygamber olduğunu müjdeleyen kişi bu dini tetikleyen kişi olabilir!

Ama Varaka çok yaşlıydı. muhammed peygamber olduğundan çok kısa bir süre sonra öldü. muhammed 23 yıl varaka’sız nasıl din uydursun?

Malesef ateistlerin ve diğer küfür akımlarının bunlara verebileceği en ufak bir cevap veya bunlar dışında bir üretimi yok. kafirlerin itirazlarını ilim yönünden kesen Allah’a hamd olsun!

3) Kitabın İslam hakkında tarihsel ve mantıksal hatalarından bazıları:

– Derler ya, “bir kitabın kalitesini, ilk sayfasına girişten anlayabilirsiniz.”

Yazar Muazzez Çığ, daha girişte Sümerler hakkında bilgi verirken; kuran, tevrat ve incil’in, sümer dinlerine “yalan söylememe, hırsızlık yapmama, adam öldürmeme, temiz olma, temizlik anlamında suyun önemli olması ve buna önem verilmesi” emirleri yönünden benzediğini ifade ediyor.

Pardon da, ya ne olacaktı yazar hanım? Bir dinin temel mesajlarının, insanlığın erdem saydığı ortak değerlerden olmasındaki anormallik nedir? Bunu “kopyalama” saymaya kalkmak, ne kadar mantıklı ve bilimsel nitelik taşıyor?

“hırsızlık yap, yalan söyle!” diyen bir din düşünemiyorum! varsa bildirin de, eski dinlerden kopyalama olmayıp, halis muhlis orjinal olduğu ortaya çıksın! (entry yazarı burada gülüyor)

– “Sümerler çok tanrılı bir dini benimsediler.”

Bildiğiniz üzere, dinleri sınıflandırmada en önemli detaylardan biri, dinlerin politeist veya monoteist olup olmamaları gibi kategorilerdir. Fakat yazar, politeist bir dini monoteist dinle benzeştirmeye ve hatta aynılaştırmaya çalışıyor. Bu şekilde bir dinin politeist veya monoteist olmasının benzeşmede önemli bir engel olmayacağı mesajını vermeye çalışıyor.

Mantıksız bakış açısına devam:

– “Sümerlerde de tanrıdan bazen ben, bazen o zamiri ile bahsedilir. Kuran’da da öyle.”

Muhteşem bir benzerlik doğrusu!

Metin kıyasında, kullanılan kelimeler ve uslup özellikleri incelenir. “biri ben, diğeri de o demiş, demek ki bunlar aynı kökten” demek bilimsel bir fiyaskodur. Aynı kökten iddiası çok büyük bir iddiadır ve bu sebeple büyük iddialar büyük delillerle desteklenmek zorundadır. Aksi takdirde karşımıza böyle bir komedi çıkar.

– “Her üç dinde de tanrıların var edici güçleri yanında yok edici güçleri de var”

Üç dinde tanrılar yok, sadece sümerler politeist, bu bir.

İkincisi, tanrının yok edici ve var edici gücü olduğunun bir benzerlik olarak sunulması faciasında yorumu okuyucuya bırakıyorum. tanrı zaten kavram olarak böyledir, bu iddia tıpkı şunun gibi: “üç dinde de tanrı kelimesi t ile başlıyor.”. hmm çok ilginç.

– “Üç dinde de kral yeryüzünde tanrının vekilidir. İslam’da da adem’e halife deniyor.”

Korkunç bir ilimsel hata. yazar muazzez çığ, ayetteki halife kelimesini “islam devleti halifesi” olduğunu zannediyor. ciddi ciddi üzerine bir de tespit zorlamaya çalışıyor. oysa basit bir dinler tarihi öğrencisi bile, bu ayetteki halife kelimesinden kastın, bir kişinin yöneticiliği anlamında olmadığını bilir.

– “Üç dinde de tanrıların evi var”

Tanrı evi dediği şey, sümerlerde puthaneler, diğer dinlerde de ibadethanelerdir. Din dediğin kavram zaten ibadet temellidir. bir dinde ibadete has bir alan olmasına dünyanın her yerinde rastlarsınız. Bu sümerlere has olmadığı gibi, kopya olduğu delilini de taşımaz.

Yazar aynı methodu, ibadet ritüellerinde, kurban inançlarında da uygulamaya çalışmaya devam ediyor. üzgünüm ama, burada da elinde en başta bahsettiğim tarih algısı methoduna takılma var.

Bu noktadan sonra yazar, Sümerler’de ahiret hayatı olmadığını garipseyecek ki, “hmm ama onlarda yeraltı dünyası inancı var, diğer dinlere de ordan şeyolmuş olabilir” iddiasını sürdürme çabası içine giriyor.

– Yazar, insanlık tarihine dair dinlerin söyledikleri hakkında bir korkunç hata daha yapıyor.
tevratta bulunan tarihi, islam’a kıyaslamaya çalışıp şöyle diyor:

“Kuran’da kaç yıl olduğu yazmıyor ama…”

Ee?

“İslam inanışına göre 5 bin yılmış.”

Kaynak?

Hayır, Kuran değil, sahih sayılan hadis kitaplarından bir delil gösterse bir şey demeyeceğim. Fakat ben ne kast etmeye çalıştığını ifade edeyim:
“Falanca tefsir alimleri israili kaynaklar kısmına 7 bin yılı eklemişler. O da islam inancı.”

hayır böyle bir şey yok. İsraili kaynaklar dinde delil değildir. Bunu İslam’a yamamaya kalkmak ciddi bir akademik faciadır.

– Kadınların toprağa benzemesi, tarih boyunca dillendirilmiş bir edebi sanattır. Buna göre toprak olmazsa nesil olmaz; toprak hayatın kaynağıdır ve toprağa iyi muamele edildiğinde, ondan güzellikler ve hoşluklar alınacağı ifade edilir.

Fakat yazarın belki de tek derince uzmanlık alanı olan Sümerler’de toprakla kadın özdeşleşmesi bulunca tekrar keşif yapmış gibi bir heyecan var ve Kuran’daki tanımla benzeştirip epey bir soslu sunum yapılmış.

Buradan sonra, sümerlerde “tanrıların isteklerinin göğe yıldızlarla yazılması”nı lehv-i mahfuz ile kıyaslamış. Oysa lehv-i mahfuz denilen kavramın yıldızlarla bir alakası olmadığı gibi, insanların hayat ve amellerinin kaydının uzay-zaman dediğimiz evrenin içinde olduğuna dair hiçbir karine yoktur.

-“Sumerlerde, okul tabletlerine göre 6 gün çalışma, 7. gün dinlenme var.”
“kuran’a göre de evren 6 günde yaratılmış, 7.gün tanrı dinlenmiş”

Bahsedilen dinlenme çizelgesi sümerlere değil günümüzde de iş hayatında yaygınca devam eden bir uygulama, bu bir.

ikincisi, Kuran’da hiçbir yerde tanrının dinlendiğine dair bir şey yazmıyor. Aksine ayetelkürsi ayetlerinde “ona yorgunluk ve uyku tutmaz” buyuruluyor. dDin tarihi uydurmasından sonra ayet uydurmasına mı geçtiniz acaba?

Ayrıca yazar, Sümerlerde herkesin şahsi tanrısının bulunması ile, insanların amellerini kaydeden melekleri mantıksız bir şekilde kıyaslamaya kalkmış. buraya değinmiyorum bile.

– Yazar işi buradan sonra zorlamaya devam ediyor. Sümerlerde rüyaların ilahi gücünü, İslam ile kıyaslamaya kalkıyor. Oysa rüya sümerlerce değil, tarih boyunca neredeyse bütün kavimler tarafından gizli bir bilgi kaynağı olarak görülmüş. Aynısını islam’la organik bağı bulunmayan Amerika kıtası kökenli mitlerde de göreceksinizdir. bu, sümerler ile semavi dinlerin benzeşmesi ile delil gösterilemez.

– Başörtüsünün de ilk olarak “fahişeler” tarafından takıldığını ifade etmeye kalkıyor. burada çirkin bir mesaj vermeye çalıştığı hepimizce malum, fakat kendisine karşı “başörtüsünü eskiden fahişeler takıyordu, şimdiki fahişeler ise bunu takmayı tercih etmiyorlar” derse, hakaret davası açar.

Zira biz böyle iğrenç bir uslup kullanmayız; başörtüsünü takmayan herkesi bu çirkin işle itham etmeyeceğimiz gibi; aralarında İslam’ı öğrenmekle meşgul olan samimi hanımlar olduğunu da biliyoruz.

Bakış açısındaki problemi ifade edelim:

a) Başörtüsü, şapka, etek, izar, gömlek veya insanların belirli bölgelerini kapatan tarzda kıyafetler tarih boyunca şu veya bu kavimde kullanılmış olabilir. Eğer zorlarsak, bugün giyilen veya bin yıl önce kültürel nitelik taşıyan bir giyim çeşidi ile tarihte çok alakasız bir kavimle benzeştirebiliriz.

Bu sebeple, bir nesnenin sadece başı örtmesi sebebi ile, “şu kültüre dayanıyor” iddiasını ortaya koymak bilimsel değildir, subjektiftir. kişilerin subjektif çıkarımları ise bizi bağlamaz, ta ki bunu tarihsel bir tezde kullanmaya kalkmasın.

– Kişinin gaybi bir varlıktan hamile kalması efsaneleri ile Meryem kıssasını kıyaslamaya çalışıyor ve bunu aynılaştırıyor. oysa, kavram din veya mitoloji olunca, insanların farklı bölgelerde birbirlerinden haberdar bile olmadan benzer inançlara sahip olması garip değil. tıpkı “falanca kadın kurttan hamile kaldı”, “falanca kadın ruhsal güçten çocuk sahibi oldu” fikirlerinin, birbirleri ile organik bağı olmayan bölgelerden çıkabilmesi gibi.

Yani, “Meryem kıssası, şuradan çalıntıdır” diyecek bir bilimsel verimiz yok. Her alanda “bilim bilim” diyen kişilerin, bu denli zanni durumlarda kendi lehlerine gelişecek bir fikri çıkarma konusunda ne kadar subjektifleşebildiğini görmek kendi adlarına üzücü.

– Yaratılışta su benzerliği de garip değil. zira insanlar suyu hayat kaynağı olarak görmüşler, şimdiki gibi.

Fakat yanıldıkları söylenemez. bugün big-bang araştırmalarında oluşan “sıvı”dan bahsediliyor. yani evrenin var oluşunda, var olan bir sıvı var. dileyen bu konuda okuma yapabilir.

Yazar yaratılış kıssalarını peşin sıra ortaya koyuyor ama kuran ayetlerinin barizliğine burada çok güzel şekilde rastlıyoruz.
“gökler ve yer bitişikti, biz onları ayırdık”

– Gökleri ve yeri oluşturan madde altı parçaların big-bang esnasında bitişik şekilde etkileşime girip sonunda ayrılarak sürekli genişleyen bir evrene dönmesi harikulade bir ayettir. bunu da buraya not bırakalım.

olay “efsane” deyip geçiştirilemeyecek kadar gerçek. 

– Burada yazar, mitolojik dinlerde tanrıların insan suretinde olması ile, Kur’an’da “Allah yarattıklarına benzemez” ilkesini şöööyle bir kıvırarak, mecazi ayetlerden hüküm çıkarma derdine düşüyor.

bu noktadan sonra Hz adem ve cennette olan olayı, çok zorlama temalarla bağlantılandırmaya çalışıyor ve bir inkarcı tarihçinin sözünü aktarıyor:

“İnsanlar bunca ırkın adem ve Havva’dan oluştuğuna inanacak kadar aptallaşıyorlar.”

maalesef, buna inanmayan kişilerin “sadece insanlar değil hayvanlar ve diğer maddelerin de aynı kökten oluştuğu” iddiasını ortaya koyduğunun farkında değil ya da gizliyor. Farkında olmadığının gerçek olduğuna inanmak istemiyorum.

– Yazar devam ediyor “tufan olayı da falan falan kaynaklarda var.”

hiç düşündün mü, belki de tarihsel bir gerçek olduğundan var?

“hmm hayır hayır bunu kabul etmem, önkabullerime aykırı.”

Yine de burada dinler tarihi konusunda eksik olan kişileri bilgilendirelim:

Diğer dinlerin aksine, Kur’an’da tufanın bütün dünyada olduğuna dair hiçbir açık delil yoktur. 

– Yazar son kısımlarda Eyup peygamberin sabrını, Sümerler’de ilahlarına karşı sabırlı davranan kişilerle benzeştirmeye çalışıyor. Oysa malesef, sabır ve tanrı(lar)a isyan etmeme teması çok genel bir tema. kopyaya gerek duymayacak kadar genel bir tema.

Bununla birlikte kitapta, beraat kandili, İbrahim’in çocuğunu diğer karısı yüzünden bıraktığının kuran’da olması gibi ciddi teolojik hatalar var. Onlara değinmedim bile.

Umarım artık aklınızı olması gerektiği gibi kullanır ve bu ucuz itirazlardan vazgeçersiniz.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

1 Cevap

  1. Ahmet dedi ki:

    “Yoksa, ‘Onu Muhammed uydurdu’ mu diyorlar? Onlara de ki; ‘Eğer doğru söylüyorsanız, Kur’an’a benzer bir sure ortaya getiriniz, bu konuda Allah dışında kimleri yardıma çağırabilecekseniz, çağırdınız.” (Yunus Suresi, 38) Üstad Rabbimizin bize müjdesi ve mucizesidir bu Kur’an ve dini İslam. İnkarcıların ve münafıkların çabası bataklığa saplanandan farkı yoktur. Güzel eleştiri ve tespitleriniz için teşekkürü bir borç bilirim Allah razı olsun. Selametle kalın inşaAllah Rabbim yardımcınız olsun.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir