İslam’da Kölelik Neden Tamamen Kaldırılmadı?

“Her şeyi hemen yasaklayan Allah, köleliği yasaklamadı.” itirazı üzerine, tarihsel bir değerlendirme yapalım.

1400 yıl önce esirler hakkında 4 ihtimal vardı:

1) Esirlerin tümünü salmak
2) Esirlerin tümünü öldürmek
3) Esirlerin tümünü müebbet hapsetmek
4) Esirlerin bazılarını takas yapmak, bazılarını köleleştirmek.

Şimdi tek tek tarihi-mantıksal olarak inceleme yapalım:

1) Savaşta esir alınanların tümünün salınması durumunda, karşı taraf savaş konusunda herhangi bir caydırıcılık yaşamayacak ve savaş aleyhlerine döndüğü anda hemen taktik olarak teslim olacak, “nasılsa İslam dini bizi tamamen salmayı emrediyor” diyerek tekrar tekrar İslam topraklarına savaş açacak veya saldırı/savunma durumunda bir çekince yaşamayacak.

“Salın ama karşı ülkeye göndertmeyin” derseniz, İslam ülkesinde saldığımız ve tamamen serbest bıraktığımız onbinlerce hatta yüzbinlerce kişinin serbestçe ajanlık yapması, iç savaş çıkarması veya ülkeyi içten çökeltmeye kalkması gibi ihtimaller karşısında üreteceğiniz mantıksal çözüm nedir? Köleler bile bunu yapmışlar, ancak köleler hukuki olarak belirli müeyyideler altında olduğu için elbette ajanlık faaliyetleri oldukça kısıtlı olmuş.

O halde bu mantıklı olmadığı kendiliğinden ortaya çıkmış olur.

2) Esirlerin tümünü öldürmek. Bunun etik olmadığı ve vicdan ilkelerine uymadığı konusunda sorun olduğunu zannetmiyorum.

Bunu da geçelim.

3) Esirlerin tümünü müebbet hapsetmek. o kadar hapishaneyi nereden bulacağız? O tarihlerde hapis benzeri yapılar yetersiz. ayrıca esir silsilesini ölene kadar müebbet olarak hapsetmenin, hepsinin yiyecek içecek ve diğer ihtiyaçlarını karşılama anlamında ekonomiyi sarsacağı ve politik anlamda hiç de mantıklı olmadığını görmek zor değil.

4) Esirlerin bir kısmını karşı ülkenin aldığı kölelerle takas etmek, bir kısmının ilmi yeteneklerinden faydalanmak, bir kısmını ise köleleştirmek.

İslam’ın yaptığı da bu oldu. köleliği öncelikle, karşıda esir düşmüş müslümanları kurtarmak amacı ile kullandı.

İkinci olarak bedir savaşında olduğu gibi, okuma yazma öğretimi karşılığında saldı.

Üçüncü olarak da caydırıcılık unsuru açısından köleleştirdi. Kölelik o dönemde bütün ülkeler ve kabileler tarafından uygulanan bir savaş stratejisi idi. Dönemin “süper gücü” Bizans İmparatorluğu gibi ülkelerde de kölelik vardı.  Fakat İslam, köleliği dünyadaki diğer devletlerin aksine belirli ahlaki disiplinlere soktu ve hukuki bir niteliğe bağladı; buna göre kölenin sahibi köleye istediği gibi davranamaz, yediğinden yedirmek, giydiğinden giydirmek gibi hukuki mükellefiyetler altına sokuldu.

Kefaret gibi hususlarda, özgürleştirme fiili emredildi. Yani köle özgürleştirmek, fıkhın parçası haline geldi:

“Eğer öldürülen, mümin olmakla beraber size düşman bir kavimden ise, o zaman, öldürenin bir köle azad etmesi gerekir. ” 4/92

Hatta takvanın, gerekmedikçe kölelikten uzak durmak olduğunu söyleyen ayet vardı:

“O sarp yokuşa katlanamadı.
O sarp yokuş nedir bilir misin? 
Köle azad etmek,
Kıtlık gününde doyurmak,
Akrabalık bulunan bir yetimi, 
Üzeri başı topraklanmış bir miskini…” (90/11-14)

Kuran’da kölelikle ilgili toplam 11 ayet mevcuttur ve bunların hepsi de, ya onlara iyi davranma ya da onları salmak ile ilgilidir.

Ateistlerin iddia ettiği gibi İslam, köleliği sevmedi. Sadece dönemsel şartlara binaen belirli durumlar altında caiz tuttu. Kısas niteliğinde bir unsur olarak kullandı. Eğer İslam bunu sevip tavsiye etseydi, bu; namaz kılma/oruç tutma gibi emredilen bir fiil olurdu.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir