Kötülüğe İzin Veren Tanrı

Başını, iki elinin arasına alıp kafasındaki soru işaretlerini gidermek amacıyla birkaç dakika dahi beyin patlatmamış, düşünmemiş, doğruya ulaşma gayesi ile herhangi bir şekilde çaba sarf etmemiş insanların; ciddi ciddi “Tanrı varsa neden masum insanlar ölüyor?”, “Neden çocuklar açlık çekiyor?”, “Neden kötülük var?” minvalinde klişe problemler yüzünden dinden çıktıklarını gördükçe üzülüyorum.

Ateistlerin Kuran’da ve İslam’da çelişki ararken attıkları teri, Usain Bolt 100 metreyi 9.97 saniyede koşarken atmamıştır. Yeni şeyler üretseler gam yemem, septiklerin ve oryantalistlerin bin yıl evvel ileri sürdüğü itirazları papağan gibi tekrarlamaktan öteye gidemiyorlar.

Konuya girmeden evvel genel bir eleştiri yapacağım. Canlarım ciğerlerim, İslam on beş asırlık geçmişi bulunan bir din, yeni değil. Dolayısı ile herhangi bir ayetin veya durumun çelişkili olduğu düşüncesi, senden önce binlerce insanın aklını kurcaladı ve bu çelişkilere “yobaz” diye niteleyemeyeceğin ilim sahibi entelektüel insanlar tarafından açıklama getirildi. Bu açıklamalar da yine “yobaz” diye niteleyemeyeceğin aklı başında bir dünya ilim sahibi insan tarafından kabul gördü. Bugün nasıl ki yeni bir bilimsel buluş, bilim dünyasındaki otoriteler tarafından onaylanmadan var olamıyorsa din konusunda da durum aynısıdır.

Çok yerinde bir örnek vermişti arkadaşın biri, olduğu gibi aktarıyorum: “Geçen gün kömürün içindeki fazla nemin bize ne kadar enerji kaybettireceğini hesaplamak istedik. Böylece kömür tedarikçimize fazladan para ödeyip ödemediğimizi ve enerjinin ne kadarını kaybettiğimizi sorup öğrenmek istiyorduk. Oturduk, hesapladık. İnce eledik, sık dokuduk; bir sonuca vardık. Sonra bunu piyasadaki otoritelerle paylaştık. Adamlar da ‘Sakin olun. Biz bunu zaten düşünmüştük, hesap öyle yapılmaz böyle yapılır’ dediler. Biz zaten bunu birilerinin düşünmüş olacağını biliyorduk elbette. Zira kömür ve buhar teknolojisi çok uzun yıllardır vardı. Bugüne kadar mutlaka bununla ilgili de hesaplar yapılmış olmalıydı. Sonuç? Doğrusunu öğrenmiş olduk.”

Birkaç yüzyıllık bir teknoloji konusunda bile durum böyleyken felsefe, sosyoloji, mantık, psikoloji vs. beşerî bilimler ışığında din olgusunu inceleyen ve hayatını buna adamış düşünürlerin kafa patlattığı “İslam” gibi 1500 yıllık bir dini varın siz düşünün… Açın bir Ali Şeriati okuyun, Roger Garaudy okuyun, Seyyid ve Muhammed Kutub kardeşleri okuyun. Ne bileyim ağabeyciğim Mevdudi, İbni Haldun, akidelerini pek tasvip etmesem de Muhammed Abduh, Reşit Rıza falan okuyun. Sonra yine hobi olarak Ekşi Sözlük üzerinden İslam’ı çürütürsünüz. Üzgünüm ama bütün literatür, yaptığı “yalah Arabistan’a” ayarındaki aşırı klişeleşmelerinden ötürü ucu pas tutmuş capsler ile odası havalandırılmamış hormunlu ergenleri ancak güldürebilen Ateistzeka ve Karikateist gibi sayfalarından ibaret değil. O kafanı kaldırıp sağına soluna bir bakacaksın.

En popüler sosyal platformlarda bile durum böyledir. Mesela Facebook ya da Youtube algoritması, önünüze çıkan içerikleri daha çok beğenesiniz ve izleyesiniz diye daha önce beğendiğiniz, izlediğiniz türdeki içerikleri ana sayfanıza çıkarır. Onları daha çok beğendikçe ve izledikçe, karşınıza çıkan içerikler daha da tek tipleşir ve istemedikleriniz ayıklanır. Hayata Facebook’dan veya Ekşi gibi ekseriyeti ateist ve deistlerden oluşan mecralardan bakan birisinin; kaskatı dogmatik biri haline gelmesi, kendi dar dünyasını hakikî dünya zannetme, gerçekle ilişkisinin kopup sübjektif görüşlerine sıkışma ve doğru olmasını istediği fikirlerin dışında hiçbir değere inanç payı bırakmama temayülü yüksektir.

*

Neyse… Fazla dırdır etmeden söz konusu mevzuya gireyim. Problem özetle: “Aylan bebeğin deniz kıyısına vuran cesedini gördükçe bir insan olarak içim parçalanıyor. Benden çok daha fazla merhametli olduğu iddiasında bulunduğunuz Allah bu duruma nasıl dayanıyor? Afrika’da her geçen gün onlarca çocuk açlıktan ölüyor, orta doğu’da masum insanlar acı çekerek can veriyor. Bir insan olarak bu durumdan rahatsız oluyorum. Peki, benden çok daha fazla merhametli haliyle Allah, bu durumu nasıl sindirebiliyor?”

Bakın, eğer İslam’a karşı bir önermede bulunacaksınız, İslam’ı bütünüyle ele almak zorundasınızdır. İslam’da insanı dünya hayatına sıkıştıran bir tanrı tasavvuru yok. Mutlak adaletin gerçekleşeceği sonsuz bir ahiret de var.

İnsanoğlunun kendi iradesi ile sürekli iyi ve kötü arasında seçim halinde bulunduğu için kötülük var. Birilerinin özgür iradesi ile gerçekleştirdiği seçimlerin ucu diğer kişilere vurabiliyor. Bakın, İslam’a göre imtihan halindeysek kendi özgür irademiz ile seçim hakkına sahip olmamız gerekir. Misal Cem Garipoğlu, Münevver Karabulut’u öldürmeyebilirdi, bu güce kadirdi. Yani; bu seçimi kendi özgür iradesi ile yaptı ya da yedi yaşında bir kıza tecavüz eden Abuzettin, pedofiliye olan eğilimini bastırıp o kıza tecavüz etmek yerine çikolata alarak sevindirebilirdi. Buna kadirdi fakat yapmadı. O kızın çektiği acı, Abuzettin’in özgür iradesi ile yaptığı seçimin tezahürüdür.

Bu dünyanın bir gerçekliği var, bir rasyonelliği var. Mevcut durum, “Kuran’ın çizdiği imtihan için yaratılmış evren modeli” ile tamamen paralel ve gayet tutarlı. Dolayısı ile “kendi seçim ve kararlarımız” ile düzdüğümüz dünya içerisinde kavruluyoruz. Allah müdahalede bulunsa işin esprisi mi kalır? Hepsini geçtim, Allah müdahalede bulunsa bu sefer de “Hani özgür irade?” diyecektiniz. “müdahale varsa suçun da, yapılan iyi işlerin de değeri yok” diyecektiniz. Durum ne olursa olsun negatif yaklaşacak ve hep bir kılıf bulacaktınız. Mesela sürekli evrenin büyüklüğüne karşın dünyanın küçüklüğünden dem vurup “bütün şu koca evren insan için yaratılmış olamaz.” der ateistler. Oysa evren yalnızca üç gök cisminden(dünya, güneş ve aydan) oluşsaydı “hıı, demek ki evren bizim için yaratılmış” mı diyeceklerdi? Hayır. Sizi temin ederim bu sefer de şöyle bir itiraz gelecekti: “Madem tanrı mutlak sonsuz kudret sahibi, üç gök cismi ile üç kat trilyon gök cismi yaratmak arasında fark olmamalı. O halde neden bu kadar dar bir evren yarattı?”

Ateistlerin sabit bir mantığı yok, zaten hiç olmadı. Veriler ne ise, o veriler çerçevesinden sürekli dine ve tanrıya itiraz yönelttiler.

Başka bir örnek vereyim, Big Bang’in keşfinden 10-15 yıl evvel, en ünlü ateist yazarlardan Georges Politzer: “Evrenin başlangıcı ve sonu olduğu ispatlanırsa, ateistler olarak tanrıya inanacağız” dedi.

E… 1929’dan itibaren delilleri bulundu (kozmik radyasyon, evrenin genişlemesi, termodinamik vs) ve Big Bang kuram haline geldi. Bugün Big Bang’i reddeden bir tane bile bilim insanı yok. Tabiî Celal Şengör dışında… Şengör, “bir ateist olarak Big Bang’i kabul etmiyorum.” der. Bilmem anlatabildim mi?

Dünyada 7 milyar insan var. Bu 7 milyar insanın 5 milyarı, toplam 13 milyar insana yetecek kadar gıda tüketiyor. Geri kalan 2 milyar insan, açlık sınırının da kat kat altında. Şimdi şöyle bir analoji kurayım:

Bir padişah düşünün. Padişah, Ahmet ve Mehmet adında iki postacı ile askerlerine erzak gönderiyor. Ahmet kişisi, padişahın askerlerine gönderdiği erzakları gasp ediyor. Mehmet de bazı kaygı ve endişelerinden dolayı Ahmet’e göz yumuyor ve sesini çıkarmıyor/çıkaramıyor. Biz böyle bir durumda padişahı suçlayamayız. Suçlu Ahmet’dir. Mehmet ise, müdahale etmeye gücü olduğu halde olanlara göz yumuyorsa sorumludur.

Şimdi Afrika’daki açlığın ve yoksulluğun sebebi, yeryüzündeki en değerli madenleri (elmas, altın, uranyum, petrol vs) orada bitiren Allah mı, yoksa orada yaşayan garibanların “ayağına bukağını geçirip zamanında köle pazarlarında” bilmem kaç vade farkı ile satışa çıkaran feodalistler ve kanını emen emperyalistler mi?

Allah herkese rızkını fazlasıyla gönderiyor. Hele hele Kuran’ın emrettiği gibi varlık sahibi her insan, malının 1/40’ını zekat olarak verse bununla beraber sadaka ve filtrelerini ihtiyaç sahiplerine ulaştırsa fakirlik yer yüzünden silinir. Ütopik bir hikaye gibi geldi değil mi? Değil işte…

Bir kere oldu. Böyle bir dönemden geçti İslam ve İslam’ın muhafazası altındaki beldeler. Canlı kanlı tarihten örnekleri bolca mevcut. Hemen Emevilerden sonrası ağırlıkta olmak üzere, öncesi de dahil uzunca bir süre yeryüzünde eşi ve benzeri görülmemiş; muhtemelen bundan sonrada görülmeyecek bir adalet hakimdi tüm İslam coğrafyasında. İnsanların sadaka ve zekatlarını verecek ihtiyaç sahibi insanlara ulaşmak için uzunca mesafeler sarf etmek zorunda kaldıkları bir dönemden bahsediyorum. Halife Ömer’in, “Dağlara bayırlara buğday serpin, Müslüman ülkesinde kuşlar aç kaldı demesinler” şeklinde sitem ettiği bir dönemden bahsediyorum.

*

Kuran’da Allah, bu dünyanın “ciddi” bir imtihan yeri olduğunu, geçici ve kısa bir süreliğine yarattığını; bu dünyaya memnuniyet duymaya, eğlenmeye, mutlu olmaya gelmediğimizi; bizi canımız, malımız, ve sevdiklerimiz ile sınayacağını; bu dünyada, inkâr eden-iman eden fark etmeksizin, mevcut şartlara riayet edip çalışan kim varsa kazanacağını ve gücü elde edeceğini, mutlak adaletin yalnızca sonsuz ahiret hayatında sağlanacağını söylüyor.

Bak güzel kardeşim, mutlak adaletin gerçekleşeceği “sonsuz” bir ahiret hayatının yanına, 70 yıllık ortalama insan ömrünü koy ve mukayesesini yap. Sonsuzluğun yanında 70 yıl hiçtir hiç. Matematiksel olarak da hiçtir.

Bu dünyadan Meryem geçti, Musa geçti, Krivaya Hareketi’nde katledilen Boşnaklar ve Hocalı Katliamı’nda katledilen Azeriler geçti. Peki, çektikleri acı ve elemden geriye ne kaldı? Aynı dünyadan Nemrut geçti, Karun geçti, Radovan Karaciç geçti. Rothschild geçti, Ariel Sharon geçti. Çok kötü şucu ve çok kötü bucular geçti. Peki, sürdükleri cefa ve ettikleri zulümden geriye ne kaldı? Hiç… Ölüm hepsini eşit kıldı. Bu dünyadan Esed geçecek, Putin geçecek, Ruhani geçecek, Rivlin geçecek. Çektikleri cefadan ve ettikleri zulümden geriye hiçbir şey kalmayacak. Başından aşağı seyir füzesi yağan Suriyeli Hammudi geçecek, annesi gözleri önünde öldürülen Filistinli Zehra da geçecek ve çektikleri acıdan geriye hiçbir şey kalmayacak. Ölüm hepsini eşit kılacak.

Yani; söz gelimi bu dünya hayatı çok kısa, bitecek. Klişe ama sırf klişe halini aldı diye gerçekliği zedelenecek değil, dünya üç günlük. Dünya hayatı gerçekten çok kısa. Dünya tek atımlık çörek otlu kurabiye gibi, hemen başlayıp bitiyor. Ortalama insan ömrünün, dünyanın imtihan yeri olması durumunu tasdiklediğini düşünüyorum. İstisnalara takılmayın. Ortalama olarak insanların geneli 70 yıl yaşıyor. Bu, bir insanın rüşdünü belli etmesi için gayet yeterli ve kıvamında bir süre zarfı. Azını toparlayamazsın, fazlasını kaldıramazsın, çok kâfi.

Asıl yaşam, ebedi olan ahirette. Yine de buna rağmen Allah, bütün yatırımı ahirete yapıp dünyayı boşlamayı tenkitle yasaklar. Afrika’da çocuklar açlıktan ve susuzluktan ölmesin diye yasaklar. Aylan bebekler boğulmasın diye yasaklar. Bombalanan binanın enkazı altında kalmış Suriyeli bir kız, ”fotoğrafımı çekmeyin amca, tesettürüm yok” şeklinde serzenişte bulunmasın diye yasaklar. Türkistan, Meynmar, Filistin, Mali gibi beldeler, firavun beyinli Yahudi emperyalistler ve Nemrut kalıntısı Hristiyan Siyonistler tarafından sömürülüp zulüm görmesin diye yasaklar. Ruhaniler, Esedler türeyemesin; Rocfieller, Habsburg, Russell gibi küresel sermayeye ağababalık eden aileler, dünyaya derebeyliklerini ilan edemesin, imtiyazlı bir zümrenin zaten yüksek olan refah seviyesini daha da yükseltip şaha kaldırmak uğruna garibana zulmetmesinler diye yasaklar?

Allah, zulme rıza gösteren, onunla mücadele etmeyip oturan, boyun eğen kimseleri dünyada da, ahirette de kötü akibet ile tehdit eder:

“Size ne oluyor ki Allah yolunda ve Rabbimiz bizi halkı zalim olan şu şehirden çıkar nezdinden bize bir sahip gönder, tarafından bize bir yardımcı yolla diyen zayıf düşürülmüş erkekler, kadınlar, çocuklar uğrunda mücadele etmiyorsunuz!” (Nisa 75)

“Bilmez misiniz mallarınızda fakir ve yoksullar için bir pay vardır.” (Zariat 19)

Şunu diyen Allah’ı nasıl Afrika’da açlıktan ölen çocukların sebebi olarak nitelersin?

30 farklı ayette “Zekat vermeyi farz kılan; yoksulu, mazlumu, garibanı, yetimi doyurup sarp yokuşa atılmayı (bkz: Beled suresi) öğütleyen Allah’ı bu durumdan sorumlu tutamazsın. Hele hele sonsuz bir ahiret hayatında herkesin hakkını gramı gramına vereceğini söylüyorsa… Tabiî ki Allah dünya üzerinde tasarruf edebilme kudretine sahiptir. Yani isterse ufak bir müdahalede bulunarak bütün kıtlığı ortadan kaldırabilir. Fakat dünyanın imtihan yeri olması gereği, bunu senden istiyor ve bekliyor.

Yine Allah, feodalizm ve kapitalizmde de olduğu gibi malların özel bir kesimin elinde toplanmasını, elden ele dolaştırmasını ve kamunun bu maldan mahrum bırakmasını yasaklar:

“Ta ki o mal zenginler arasında dönüp dolaşan bir güç olmasın.” (Haşr 7)

“Altın ve gümüşü yığıp biriktiren ve onları Allah yolunda infak etmeyenlere gelince; onları acıklı bir azap vardır.” (Tevbe 34)

Allah daha ne desin? Görüldüğü üzere Kuran, yeryüzündeki zulmü ve yoksulluğu bitirmek için fazlasıyla fenomene sahip. Yani, yeryüzündeki zulüm ve yoksulluğun sebebi Allah değil, Allahsızlıktır. Zira Allah’ın söylediklerini dinleseydik zaten refah içerisindeydik.

*

Bu işim mantıksal perspektifiydi. Eğer olaya duygusal yaklaşacaksak, “tanrı varsa neden bebekler ölüyor şeklinde” serzenişte bulunup duyar kasan tiplerin, tanrının olmadığı ve öldürülen bebeğin de, bebeği öldüren katilin de aynı toprağa karışıp patates olacağı bir sistemi sindirebilmesi, mantıksızlığın dik alasıdır ve katıksız bir oksimoron örneğidir. Zira eğer tanrı yoksa tecavüze uğrayan bebekler de, bebeklere tecavüz eden sapıklar da aynı toprağa karışıp gübre olacaktır. Böyle bir hayatta anlam aramanın kendisi anlamsızdır. Sonsuz hiçlikten gelen ve yine sonsuz hiçliğe giden hiçbir şey rasyonel olamaz. olamaz.

Sonuç olarak dünyadaki yoksulluğun sebebi dengesiz gelir dağılımıdır. Bu dengesizliğe sebep olanlar kendi özgür iradeleri ile zaten yüksek olan refah seviyelerini iyice yükseltmek adına sömürge makinesi haline gelmiş zalim kan emici insanlardır. Bu dengesizliği ortadan kaldırmak için zekat vermeyi farz kılan, sadaka ve filtre vermeyi öğütleyen, zulüm ve haksızlık ile mücadele etmeyi emreden Allah değil!

Konu ile ilintili bir başka yazımız: http://dusunenmusluman.com/kotuluk-problemi-safsatasi/

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir