Bir Yanılgı: Kur’an Sorulardan Kaçınıyor mu?


İddia:
  Maide suresindeki 101. ayette; “Ey inananlar, size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kur’ân indirilirken bunlara ait bir şey sorarsanız size hükmü açıklanır, halbuki Allah ondan geçmiş, ona ait hükmü bildirmemiştir.  Allah, suçları örter, rahîmdir.” geçen ifadelere göre Kur’an yazarı kendisine gelen sorulara karşı aciz kalmış ve böyle bir ayet ortaya çıkmıştır.

Cevap: İddialar, sahibinin o alandaki yetkinliğini ortaya koyar. Bu ayetin bu konuyla ilgili olduğunu düşünen bir bireyin de Kur’an kültürünün olmadığı, bir argüman ortaya koymadan evvel yeterli araştırma yapmadığı, en basit bir tefsire bile göz atmadığını ortaya koyar.

Bu konu için şu soruları soralım:

a) Bu ayet bütün soruları mı eleştiriyor?
b) Bu ayetin eleştirdiği soru tipi nedir?
c) Kur’an’ın sorulardan korkmadığını gösteren deliller nelerdir?

A şıkkında bahsedilen soruya verilecek cevap “hayır“dır. Zira Kur’an mutlak olarak soru sormayı eleştirse, ayetlerde onlarca soruya cevap vermez ve “soru sorma” kelimesinin kullanıldığı hiçbir ayet barındırmaz.

Birkaç örneği buraya koyalım:

“Sana, hilalleri  sorarlar. De ki: “O, insanlar ve hac için belirlenmiş vakitlerdir. İyilik (birr), evlere arkalarından gelmeniz değildir, ama iyilik sakınan(ın tutumudur). Evlere kapılarından girin. Allah’tan sakının, umulur ki kurtuluşa erersiniz. “(Bakara Suresi, 189)

“Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür.” Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: “İhtiyaçtan artakalanı.” Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz.” (Bakara Suresi, 219)

“Sana, kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar. De ki: “Bütün temiz şeyler size helal kılındı.” (Maide suresi 4)

Bu çeşit ayetler çoktur. “sorarlar, soruyorlar” şeklindeki anahtar kelimelerle aratma yapanlar zaten bunu göreceklerdir.

A şıkkında sorulan soruda sonuç: Demek ki Kur’an, her soruyu eleştirmemektedir.

Şimdi B’ye gelebiliriz. Peki, Kur’an’ın eleştirdiği soru çeşidi nelerdir?

Burada söz konusu ayetin tefsirinden faydalanalım. Tefsirlerde izah edilen durumlardan biri, peygamberin izahları ile yetinmeyip sürekli şekilde “Şu her sene mi farz, bu devam eden yükümlülük mü” diyerek ince ince hüküm ve mükellefiyetlerin peşinde koşan insanlara olan eleştiridir. Zira İslam’da aslolan eşyada mübahlıktır. Yani eğer bir şeyin haram olduğuna dair delil yoksa, o helal niteliğindedir.

Ayet de, “Ey iman edenler, açıklandığında size yeni bir mükellefiyetlik getirecek sorular sormayın, zaten Kur’an indirilirken o husustaki haramlar açıklanmaktadır, Allah hiçbir hükmü unutmaz sadece sizin için onu affeder” demektedir. Ayetteki “Halbuki Allah onları sizden geçmiştir” cümlesi de bunu ispatlar niteliktedir.

Tefsirlerde de, Peygamber Haccın farziyetini söylediğinde, bir sahabinin “Her sene mi ey Allah’ın resulu?” diye üç kere soru yöneltmesi ve peygamberin her defasında sükut ettikten sonra,

“Hayır, fakat ‘evet’ demeyeceğime nasıl emîn oldun, vallahi ‘evet’ desem vacib olacaktı, vacib olsaydı güç yetiremeyecektiniz.” diyerek cevap vermesidir. 

Bir şey Allah’ın kitabından ve Resul’ün dilinden çıktığı an, dinin bir vazifesi haline gelir. Sahabenin ısrarlı sorusu da haccın her sene farz olması ile sonuçlanabilirdi.

İşte Allah’ın Kur’an’da eleştirdiği soru çeşitlerinden biri de bu’dur.

Şimdi C’de bahsettiğimiz diğer soruya geçebiliriz. Kur’an soru sorulmasından korkar mı? Bu konudaki genel tavır nedir?

Kur’an’da soru sorulmasından korkulmasını bırakın, muhaliflerine sürekli meydan okuma gözlemlenir.
Kur’an önce muhaliflerine “kendisine benzer bir kitap getirilmesini” teklif eder:

“De ki: Eğer sözün gerçeğini söylüyorsanız, onlardan daha iyi hidayet yoluna iletici bir Kitap getirin.” (Kasas 49)

Muhalifler bu meydan okumaya bir cevap veremezler. Bunun üzerine Kur’an, teklifini 10 sureye düşürür:

“Onlar, yoksa senin bu Kitabı uydurduğunu mu söylüyorlar? De ki, öyle ise onun gibi uydurulmuş on sûre getirin de görelim. Davanızda gerçek iseniz, Allah’tan gayrı gücünüzün yettiklerini de size yardım için çağırın.”  (Hud 13)

Muhalifler buna karşı da çaresiz kalırlar. Bunun üzerine Kur’an, teklifini 1 sureye düşürür:

“Yoksa onlar o Kur’an’ı kendi mi uydurdu diyorlar. De ki, haydi öyle ise iddianızda gerçek iseniz, ona benzer bir sûre getirin, Allah’tan başka gücünüzün yettiklerini de çağırın. Hayır, onlar ilmini kavrayamadıkları, hakkı reddetmenin encamına akıl erdiremedikleri şeyi yalan saydılar.” (Yunus 38)

Bu sözlerin yer aldığı bir kitabın, kendisine diğer din ve fikirlerle ilgili gelecek sorulardan kaçınmasını beklemek -inkarcılar için- fazla iyimser bir beklenti olur. Kur’an hitap ettiği kitle ile sürekli bir interaktivite içinde olan bir kitaptır, müşriklerin; hristiyanların, yahudilerin ve müşrik olduğu halde materyalist bir tavır takınan; ahiret hayatını ve yeniden dirilişi akıl dışı bulan kişilere karşı verdiği redlerle doludur.

Konumuzla direkt ilgili olmamakla birlikte, Kur’an’ın diğer mitoloji ve dinlerden kopyalandığını iddia edenlerin dahi, Allah’ın resulü’nün bırakın el yazması eser imkanını; okuma yazmanın bile akademik bir yetkinlik sayıldığı bir çöl çevresinde bu kadar sıkı dinler tarihi, dil, kültür bilgisini kimlerden aldığını açıklayamayıp; bu konuda ruh, zulkarneyn, kehf sorulara verilen cevabın bir miktar gecikmesi gibi yine İslami kaynaklarda bulunan birkaç nakle sığınmaları da acizliklerini gösteren en büyük delillerden biridir. 

Oysa bir ilah, cevabı sayılı gün geciktirmekle kendi peygamberinin sabrını da sınamış olabilir. Bildiğiniz üzere Allah resulü, peygamberlik kimliğinin yanında hala kul olma niteliğini ve imtihanda bulunma gerçeğini devam ettiriyordu. Peygamber de Allah’ın hükümlerine karşı itaat göstermek ve Allah’ın yönergelerine karşı sabır göstermek zorundaydı.

İlginç olan diğer bir nokta da, “Kur’an semavi dinlerden kopya edilmiştir” gibi akıl dışı iddianın, “Madem öyle, hangi referans ile bu dinlerden farklı bir itikad sistemi, haram helal sınırları ve peygamberler tarihi sunabiliyor? İslam ile diğer semavi dinler arasında peygamber tasavvuru arasında niçin ciddi farklar vardır?” sorusuna verilecek bir cevabı bulunmamaktadır.

Bu gibi zanni delillerle, Kur’an’ın meydan okuma yönünü hasır altı etmeye çalışarak daha tefsirine bile bakılmaya vakit ayrılmadığı ayetler ile Kur’an’a red vermeye kalkmak, 600 yılında yaşayan çöl Araplarının yaptığından dahi daha az profesyonel bir nitelik taşımaktadır.

Tarih boyunca Kur’an’a,  “Eskilerin masalları” (أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ) diyen bütün toplumlar, gerçek dışı şeylere inanan mitolojik kaynaklar olarak tarihe geçmiştir. “Evrenin belirli dinamikler altında kendi kendini yaratma gücü, büyük madde altı tılsımlarının kozmik dansları” şeklinde hiçbir bilimsel ve mantıki verilerle desteklenemeyen; aksine pratikte mantık dışı olarak kalmaya mahkum olmuş hayalî bir inanca sahip olanları da bir gün bu şekil anacağız.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir