Mucizeler Neden Bugün Gerçekleşmiyor?

Soru: Neden önceki milletlerin gördüğü mucizeler bizim için de gerçekleşmiyor?  Bu haksızlık değil mi?


Cevap:
Bu soru için öncelikle mucize kelimesini tanımlayalım. Mucize, Arapça “ إعجاز “ kelimesi kökenlidir ve “aciz bırakma” anlamına gelir. İslami literatürdeki anlamı da, “Allah’ın varlığını ve dinin kendisini ispatlayacak bir doğaüstü olay, ayet, durum ve bunlara şahit olan gayrimüslimlerin aciz kalması, hakka şahit olması”dır.

Dolayısıyla temel tanımdan, mucize kavramının sadece “yaratıcının fizik kurallarını değiştirdiği veya fizik kurallarını değiştirmeden olağanüstülükler var ettiği anlar” ile sınırlandırılamayacağını anladık. Buradan hareketle, “mucizelerin bugün bittiğini” ifade edemeyiz.

Mucize kavramının ikinci yönü de, “onu görenlerin mutlaka iman etme şartı” taşımamasıdır. Eğer “fizik kanunlarının değiştiği” mucizeleri gören herkes mutlak olarak iman etseydi, bu çeşit mucize göremeyen bizler için bu haksızlık anlamına gelirdi.

Oysa mucizelerin mutlak olarak saptırıldığı anlar da olur. Örnek olarak Firavun, gördüğü mucizeyi, “sihir” olarak tevil ediyordu. Fakat “işin ehli” olan sihirbazlar, bunun “sihir olamayacağına” kanaat edip secdeye kapanmışlardı.

Peki ya bugünün mucizeleri nedir?

Elimizde olan en büyük mucize, Kur’an ayetleridir. Kur’an’ın çağ üstü mesajı ile dün anlamadığımız mucizeleri bugün anlayabiliyoruz. Örnek olarak Peygamberin ashabı, peygambere Allah tarafından verilen mucizelere şahit iken, “göğü biz kurduk ve genişleticisi biziz” ayetinde, evrenin genişlediği mucizesine şahit olmuyorlardı. Evet ayeti biliyorlar ve buna iman ediyorlardı fakat o ayeti okuduklarında, bizim idrak ettiğimizi idrak edemiyorlardı.

Aynısı “evrenin bir başlangıcının olduğu ve sonra sona ereceği”nin ispatı olan big bang’in keşfi idi. Daha önceki yazılarımızda detaylı ifade ettiğimiz üzere, binlerce yıllık insanlık tarihinde semavi dinler dışında hiçbir din, inanç, fikir akımı ve felsefe, “tanrı ezelidir ancak evren sonradan var olur” demiyordu.

Örnek olarak bir din olan Budizm felsefesine göre, “Evren ezeli ve ebedidir, sonsuza kadar devam eder. Reenkarnasyon zinciri de bu şekilde ilerler” görüşü hakimdir. Aristo temelli felsefi anlayışı sürdürenler de maddenin ezeli olduğunu ifade ediyorlardı. Daha geçen yüzyıla kadar, ateist felsefeciler de evrenin ezeli olduğunu ve dolayısıyla “kıyametin gerçekleşmeyeceğine” inanıyordu. Hatta bu sebepledir ki, big bang keşfedildiğinde bunu ilk sahiplenen, Avrupa’nın din kurumları olmuştu.

“Kıyamet” kavramı, din dışı felsefi algılara göre bir “mitoloji, efsane, hayal ürünü” niteliğini taşıyordu. Fakat entropi yasasına göre anladık ki, evrenin bir sonunun olduğu bilimsel bir gerçektir. Bugün bilim insanları, evrenin nasıl sona ereceğine dair “büyük çöküş, büyük kırılma” gibi kavramlar ortaya koyuyorlar. Bunların Kur’an kıyamet sahnesine en uygun olanı da, “big crunch” adı verilen “büyük çöküş”tür. Kur’an, detaylı bir şekilde evrenin ilk hali gibi dürülüp büzüşeceğini ifade eder.

Gördüğünüz gibi bu anlattıklarımıza, bin yıl önceki insanlar vakıf değildi. Bu ayetler onlar için bir mucize niteliği taşımıyordu. Fakat örnekleri biraz daha detaylandırmak istiyorum. Burada vurgum Kur’an’da işaret edilen “atom altı parçalar” olacak.

Bildiğiniz üzere, insanlık uzun bir süre boyunca maddenin en küçük yapı taşı “atom” olarak adlandırıyordu  ki, bu Arapça’da “ذرة” (zerre) kelimesi ile ifade edilir. Bu kelimenin etimolojisine, ilk dönem Arapça sözlüklerde de rastlayabilirsiniz. Kur’an açıkça, atomdan “zerre”den daha küçük varlık alemi olduğunu  ve bunun Allah tarafından bilindiğini söyler:

“Ne göklerde, ne yerde zerre ağırlığınca bir şey O’ndan (Allah’tan) gizli kalmaz. Bundan daha küçüğü de, daha büyüğü de, istisnasız olarak hepsi muhakkak apaçık bir kitaptadır.”
(Sebe suresi 3)

Kur’an, “zerre ağırlığından daha küçük bir şeylerin dahi Allah’tan gizli kalamayacağı”nı vurguluyor.

Bilim dünyasında “atomun parçalanamaz en küçük birim olduğunu” reddeden ilk kişi de 800’lü yıllarda vefat eden Müslüman bilim adamı Cabir bin Hayyan olarak kabul edilir.

Cabir bin Hayyan’ın 1200 yıl öncesindeki bu çıkarımının pratik olarak ispatlanması, insanlık tarihi için çok yenidir. Bugün atomların içinde kuarkların da olduğunu biliyoruz.

Geçmiş tarihteki insanlar için, belki de klasik olarak kabul edilecek “Allah’ın her şeyi bildiği” ayetinin bu kadar derin anlamlar içerdiğini yeni idrak edebiliyoruz. Kur’anda bunun gibi ayetler çoktur. Hâlen anlamlandıramadığımız ayetleri de gelecekte daha iyi anlayacağız. Buradan hareketle diyebiliriz ki Allah, mucizelerini her dönemde yeni olarak göstermeye ve insanları “aciz bırakmaya” devam ediyor.

– Şimdi “mucizeler açık olmasına rağmen inkarcıların inkarlarında devam etmesi” kısmına dönebiliriz. Bu kişiler tarih boyunca var olduğu gibi, halen varlar. En büyük çabaları, Kur’an’ın aciz bırakan yönlerini tahrif etmeye çalışmak, buna dair yayınlarda bulunmaktır. Bu çabalarından birkaç örnek verelim.

Bunlardan biri, “evrenin genişlediğine işaret eden” ayetin geçmiş dönemdeki tefsir kitaplarında araştırarak, bazı müfessirlerin “ama onlar bu ayeti mecaz olarak yorumlamışlar” çıkışlarında bulunmaları. Oysa İslam hakkında konuşan birinin, İslam ilimlerine aşina olması beklenir ve bu itiraz da böyle bir yönlerinin olmadığını gösterir.

1) Müfessirlerin görüşleri, adı üzerinde görüştür ve her zaman dinin kendisi ile özdeşlenemez.

2) Müfessirler,  zamanlarındaki bilimsel gelişim seyrinde anlamlandıramadıkları ayetleri –doğal olarak- inkar etme yoluna gitmemişler fakat bunları mecaz anlam kabilinden değerlendirmişlerdir.

3) Bütün müfessirlerin genişleme ayetini mecaz olarak yorumladığı bilgisi de yanlıştır. Nitekim bu ayete genişleme anlamı İslam tarihi boyunca verilmiştir. İbn-i Zeyd, Zeccac, İbn-i Kesir, Fahreddin Razi, Ebussuud Efendi, Mukatil b. Süleyman, el-Firuzabadi, el-Taberani ve İbn Cerir Taberi bunlardan sadece bazılarıdır.

Bunlardan bir diğeri de “parmak izi” kavramı üzerindendir. Kur’an “biz onları, parmak uçlarına kadar tekrar inşa edeceğiz” demektedir. Fıkıh sahibi insanlar, bu ayette her insanın parmak izinin tekilliğine bir gönderme yapıldığını anlayabilir. İnkar etmek isteyen kişiler de, “ama parmak ucu yazıyor, izi yazmıyor ki” itirazını kayda değer görür ve iz kelimesini bulamadığı için mucizenin yalan olduğunu iddia etmeye çalışır.

Bunun gibi, ne mantıksal ne de bilimsel anlamda tutarsız itirazlarla mucize yönler giderilmeye çalışılır. Tarih boyunca inkarcılar, gördükleri gerçekleri “sihir” kavramı ile reddetmeye çalışırlardı. Şimdikilerin sihirbazları da bilim adına reddetmeye çalışıyor. Oysa bilimin kendisi, gerçekleri göstermektedir. Bu safsata itirazlar mucizelere zarar veremezler. Zira gerçekler ne kadar tahrif edilmeye çalışılırsa çalışılsın var olmaya devam edeceklerdir.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

7 Cevaplar

  1. Bcz dedi ki:

    Merhabalar. Umarım sorumu cevaplarsiniz, cevaplayacak kimse yok, bir umut size yazdım. bu konuyla ilgili tatmin edici bilgi bulamadım kafayı yiyeceğim. Şimdi Furkan suresi 53. Ayette tatlı ve tuzlu suyun birbirine karışmadığı bildiriliyor. Ama bunun bilimsel olarak yanlış bir bilgi olduğu savunuluyor. Araştırınca haloklini gördüm ama yine de sorumun cevabını net alabilmiş değilim. Fikrinize ihtiyacım var..

  2. Bcz dedi ki:

    Cok teşekkür ederim. Aklıma takılan soruları size sorabilir miyim?

  3. Bcz dedi ki:

    Teşekkür ederim. Ben yaklasik 2 ay once inancımı delillere dayandırmak amacıyla arayis içine girdim. Kur’an’ın Allah kelamı olduğuna dair delilleri, mucizeleri araştırdıkça hep ateistlerin argümanları ile karşılaştım. Tabii ki hepsinin saçmalığı ortada ama elimde olmayan sebeplerle aklıma acabalar geldi, gerçekten de ayetleri farklı yorumlayıp “al işte bak mucize” deniyormuş gibi hissediyorum. sabahlara kadar araştırıyorum ama bir türlü oh işte bu Allah’ın kelamı olduğuna delildir diyemedim. Şunu sormak istiyorum. Siz İslamiyet’in hak olduğuna hangi delillere dayanarak inaniyorsunuz?

    • Öyle geniş bir soru sordunuz ki, bir yorumla cevap vermek mümkün değil. dusunenmusluman.com bunun için var, çeşitli kategorilerde bunun sebebini açıklıyorum. Allah’ın varlığı ve ahiret imkanı gibi konularda aksi delilleri çürüten verileri koyuyorum.

      Fakat temel olarak neden İslam dediğinizde, kesinlikle ilk cevabımız “tanrı tasavvuru” ile ilgili olacaktır. İslam dışındaki yeryüzündeki bütün dinlerin tanrı kavramında kusurluluk ve eksiklik vardır, İslam ise tanrı tasavvurunu kusurdan ve noksanlıktan uzak; felsefe ve akla uygun bir şekilde “zaman üstü” olarak tasavvur eder. Bu konuda öncelikle şu yazıyı okumanız faydalı olacaktır:

      http://dusunenmusluman.com/dinlerin-tanri-tasavvurlari-islam-kiyaslamasi/

  4. Bcz dedi ki:

    Bütün yazılarınızı okudum. Ekşi sözlükteki bir çok entrynizde dahil olmak üzere. Çok kurcaladim. İslam dininin mükemmelliği ortada, buna diyecek bir şey yok. Ama yine de bir dinin mükemmel ve eksiksiz olması onun gerçekten hak olduğuna delil mıdır diye bir soru beliriyor aklımda. Belki de zihinsel bir problemim var ondan kaynaklanıyor bilmiyorum 🙂 Ben inanmayi tercih ediyorum, sadece kafamdaki sorular bitsin, emin olayım istiyorum. İbrahim Aleyhisselam’ın dediği gibi maksat “kalbim mutmain olsun”. Kibarliginiz ve vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir