Garanik Kıssası ve “Şeytan Ayetleri” Safsatası

Yazımıza önce argümanı tanıtmakla başlayalım:

İslam peygamberi tarafından önce vahiy olarak açıklanıp, sonradan Şeytan tarafından söyletildiği gerekçesiyle geri çekildiği iddia edilen birkaç Kur’an ayetidir. Garanik Kıssası olarak bilinen bu iddialar, İslami olmakla birlikte zayıf isnatlara dayanır. Bu argüman üzerinden Hz Muhammed’in müşriklerle ortak nokta bulmak için tevhidi esaslardan taviz verdiği, daha sonra da diğer ayetlerle uyarıldığı iddia ediliyor.

İnkarcılar ise bu olayı gerçek gibi sunarak, diğer ayetlerle birleştirip olayın zayıf kaynağını örtmeye çalışma metoduna giriyorlar. Önce argümanlarına kısaca bakalım, ardından da eleştiriye geçelim:

“Cenab-ı Allah Necm suresini indirdi. O da okudu. Bu esnada şeytan gönlünden geçirip de kavmine getirmek istediği şeyi onun lisanına atıverdi: “Bunlar yüce kuğu kuşları (tanrıçalar)dır ve elbette onların şefaatleri umulur” Kureyşliler bunu işitince sevindiler ve onu dinlemek üzere yaklaştılar… O, sureyi bitirince secde etti. Onun secde ettiğini gören mü’minler de onun getirdiğini tasdik ederek secde ettiler. Mescitteki müşrikler de secde ettiler. Resûlullah üzüldü, Allah’tan korktu. Bunun üzerine Allah bu âyeti (Hac, 52) indirerek onu teselli etti, Şeytanın ilka ettiğini neshetti” (Taberî, 27/187-188).

İddia sahiplerine göre, bu olay Peygamberin sözüne “şeytan sözü” karışabileceğini, Mekkelileri hoşnut etmek için dinden taviz verdiğini, kendi yazdığı ayetleri daha sonra değiştirdiği gibi temellere dayanmaktadır.

Oysa olay gerçeklikten uzaktır. Öyle ki, metin ve senet yönünden zayıf olan bu vakaya karşı getirilen ilk argüman, “O zaman İbni Sad ve Taberi gibi İslam bilginlerinin eserinde ne arıyor?” şeklindedir. Oysa İbni Sad’ın kendisi, eserine aldığı rivayetlerin eleştirilebileceğini, mutlak doğru sayılmaması ve incelenmesi gerektiğini ifade etmektedir:

Yani bu basit girişten, “Bu İbni Sad’da varsa kesin doğrudur” gibi bir iddianın yanlış olduğunu anladık. Bununla beraber, rivayetleri tenkit ile uğraşan alimlerin büyük çoğunluğunun olayı reddettiği malumdur. Yani tarihte  İslam bilginlerine bakacaksak, bu olayın sahih olmadığını ifade ettiklerini kolaylıkla görebiliriz:

  – El-Beyhakî: “Bu kıssa, nakil bakımından sabit değildir.” (Razî, Mefatihu’l-Ğayb, 6/245). Kâdî İyad: “Sahih hadisleri rivayet eden hiçbir kitabın bunu nakletmemesi, hiçbir sikanın bunu sahih ve muttasıl bir senetle rivayet etmemesi, çürüklüğünü göstermeye kâfidir. Nakledenler, sadece tuhaf şeylerle oyalanmayı âdet edinen bazı tefsirciler ile tarihçilerdir.” (eş-Şifa, 2/111). Es-Suheylî: “Bu hadis, sabit değildir.” der (er-Ravdu’1-Unuf, 1/229)

Tabii, olay sadece senet yönünden mi zayıf? Elbette hayır. Rivayete dayanarak İslam karşıtlarının eleştirileri de tutarsızlık içeriyor. Şöyle ki, “Muhammed şeytan ayetlerini okudu, daha sonra da Allah’ın şu uyarıları ile karşılaştı” gibi bir metodla rivayetin zayıflığı örtülmeye çalışılmaktadır. Onlara göre “bu olay zayıf isnatlı olabilir ama şu temadaki ayetler, olayın gerçekleştiğinin delili”dir:

            “Senden önce hiçbir resul veya nebî göndermedik ki, halkının hidâyetini umarak gayret gösterdiğinde, şeytan onun temennisi hakkında bir vesvese vererek, ümidini kırmak istemesin. Ama Allah, şeytanın attığı o vesveseyi giderir, sonra da âyetlerini sapasağlam, muhkem kılar. Zira Allah alîmdir, hakîmdir (her şeyi hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir)” (Hac, 22/52).

Birincisi, bu ayetlerde vahye şeytan sözünün karıştığına dair hiçbir delil yoktur. Peygamberin beşer olmasından ötürü temenni ve arzusuna şeytanın karışabileceğini fakat Allah’ın böyle bir teşebbüsü daha vesvese iken ortadan kaldıracağı bildiriliyor.

İkincisi, bu ayetlerin iniş zamanı ile “şeytan ayetlerinin indiği” denilen Garanik kıssası ile hiçbir uyum yoktur. Bu olay 615 yılında yaşandığı iddia edilirken, Hac suresi hicretten(622) çok kısa süre önce inmiştir. Müslümanların 7 yıl boyunca Lat, Menat ve Uzza’ya taptığını söylemek elbette iddia sahiplerinin komikliği haline gelecektir!

Bununla birlikte, söz konusu rivayetin zayıflığını kapatmak için dayanılan bir sahih hadisi vardır. “Necm suresini okuyunca Hz. Peygamber (s.a.s.) secde etti, onunla beraber Müslümanlar ve müşrikler, cinler ve insanlar da secdeye vardılar.” İmam Ahmed, (Müsned, 6/399-400)

Söz konusu hadiste Garanik kıssası lehine bir şey yoktur. Zira müşrikler bu secdeyi kendi ilahları maksatlı yapmış olabilir, Kur’an’dan etkilenmiş olabilir, bu durum peygamberin mucizesi olabilir, ayetlerde şirke karşı eleştiriler söz konusudur. Tufeyl bin Amr gibi geçmişinde müşrik olan şairler bile Kur’an’ın dil yönünden etkilenmişlerdir.

            Bir anlık, söylenildiği gibi peygamberin bu “olmayan” ayetleri okuduğunu var sayalım. Yıllardır müslüman olan, tevhid davetine tabii olan o müslümanlardan birinin “ya resulullah bu nedir?” diye sormamış olmadan secde etmesi mantığın izah edeceği bir şey midir? İslam’ı İslam yapan Allah’ın varlığından öte Allah’ın tekliği ve sıfatları olmuştur. Mekke’deki nihai davet de bu mesaj eksenlidir. İnsanlar bu sebeple baskı görmüşler, dışlanmışlar ve işkenceye uğramışlardır.

Nasıl olur da peygamberin 5 yıllık davet çalışmasını çöpe attığını iddia edebiliriz? Bu durum olsa bile nasıl olur da müslümanlar “bir gün şirk koşuyoruz, bir gün müslüman oluyoruz?” gibi tepkiler vermediler? Neden buna dair zayıf da olsa isnatlar yoktur? Neden müşriklerden bu konuda varid olmuş eleştirilerle karşılaşmıyoruz?

– Böyle bir rivayetin kabulü, Kur’an’ın diğer ayetlerine de aykırıdır. Zira eğer peygamber böyle bir şeyi şuurlu şekilde söylediyse, küfür sözü söylemiş olur ki o bundan uzaktır. Yok eğer böyle bir şeyi yanılarak söylediyse, bu durum “O hevasından konuşmaz, onun bildirdikleri ancak vahiydir” (Necm -3)  ayeti kapsamında imkansızdır. Zira peygamber beşer olarak yanılmaya açık olsa bile; ilahî yani dini tebliğ anlamında yanılmaz, şeytanın etkisinde kalmaz.

Kısacası Garanik kıssası olarak adlandırılan bu olayın, zayıf bir isnada dayanan ve bu zayıflığı da alakasız ayet ve hadislerle örtülmeye çalışılan bir vaka olduğunu söyleyebiliriz.

Sonuç olarak hakkında kitaplar ve makaleler yazılan, tartışmalar açılan bu mesele, izahı bu kadar basit bir mesele olmasına karşın gündeme getirilip durulmaktadır. Kur’an’ın, muhattaplarını bu denli aciz bırakacak cılız iddialara mecbur bırakması da hak olduğunun delillerinden biridir.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir