“Tanrı Yoktur Çünkü Göremiyorum” İtirazına Eleştiriler

  • ay-durbun-gozlem-810x603

İddia edilen bir görüşün doğru olup olmadığı, “görüşün mantığa uygun olup olmadığı” ile ilişkilidir. Ateizmdeki sorun ise temeldendir, ateizm tanrının olmadığını “çünkü göremiyorum” gibi bir safsata ile iddia etmeye çalışır.

Bu yazıda, ateistlerin söz konusu görüşlerini masaya yatıracağız.

1) Deney ve gözlemin aştığı alanlarda gözlem yapılamaması, iddia edilen varlığın yok olduğu anlamına gelmez.

Uzaylıları henüz gözlemleyememiş olmamız onlar için “uzaylı yoktur! varsa gösterin! evrenin hiçbir yerinde uzaylı olamaz! bu konuda iddialar bilim dışıdır!” dememiz anlamına gelmiyor. Ama NASA bugün uzayda hayat arıyor ve bunu gayet ‘bilimsel’ buluyoruz.

Nitekim tanrı varsa onu şu an göremememiz çok normaldir, zira kendisi evrenden büyük ve evreni aşkın varlık olmalı. İnsanlık ise evrenin sadece 92 milyar ışık yılı kısmını gözlemliyor ki, bu alanın “evrenin gerçek büyüklüğüne oranla” milyonda ve milyarda bir bile olamayacağına dair iddialar var. Aynı evren sürekli genişlemeye devam ediyor!

Dolayısıyla deney ve gözlemi aşan tanrı kavramı ile, “odada sandalye varsa ispat et, yoksa ispat yükümlülüğünü yerine getirmemiş olursun” kıyası yapılamaz. bu itirazın hiçbir felsefi değeri yoktur çünkü.

Bu maddeye gelecek olası itirazları yazalım:

a) Evrenin başını göremiyoruz, o halde orada Spiderman da olabilir, Zeus da olabilir mi diyeceğiz?

– Evrenin başında bir spiderman olduğunu iddia ediyorsan, bunun gerekçelerini söylemen gerekir.

Evrenin başında olan spiderman ezeli miydi? Spiderman öz olarak bir insandır. Kusurları vardır, yemek yemeye, uyumaya hatta üremeye muhtaçtır. Tanrının ise insani varlıkların duyduğu ihtiyaç piramidinde hiçbir şeye muhtaç olmaması gerekir. Dolayısıyla spiderman iddiası ile tanrı tasavvuru arasındaki fark çok büyüktür ve bu itirazla tanrıya aykırı bir fikir ortaya konulmuş olamaz. Birazdan tanrı tasavvurumuzdan söz edeceğim.

Diğer olası itiraz:

b) “Uzaylıların varlığı kesin değil, öyleyse tanrının da varlığı veya yokluğu kesin değil!”

Diyerek beş dakika içinde ateizmden agnostisizme geçtiklerini görürsünüz. Fakat yine de biz muhataplarımızı üzmeden konuya gelelim:

2) Uzaylısız bir evren mümkün iken, tanrısız bir evren modeli mantıksal olarak imkansızdır.

Dolayısıyla uzaylının varlığı biz ispatlayana kadar şüpheli olmaya devam edecektir. ancak aynısı tanrının varlığı konusuna gelince, onun olmadığı bir evren modeli imkansızdır.

Neden?

Şuradaki gibi detayla anlattığımız üzere, ateizmin çok ciddi kozmoloji tezi sorunu vardır. Daha önce bu tezi okumamış okurlar için tekrar özet geçelim.

Ateizmin binlerce yıldır hiçbir evren modeli yoktur. Geçen yüzyıla kadar “tanrının ezeli olduğunu nerden biliyorsunuz, bir şey ezeli ise o da evrendir. kıyamet de mitolojik hayallerden ibarettir” diyorlardı.

Büyük patlama’nın keşfi ile evrenin bir başlangıcının olduğu ve entropi ile sonunun (kıyametin) olduğunun ortaya çıkmasından sonra şok yaşadılar. hatta birçok ateist bilim adamı bunu ısrarla inkar etti ve bu görüşü ilk olarak avrupa din kurumları sahiplendi. Bu detayı diğer yazılarda genişçe izah ettik.

Evrenin oluşumu için “belki zaman ileri geri akmıştır” diyerek, önce bugünün olduğunu, sonra ise evrenin başına dönüldüğünü, bugünden kalan parçacıkların ise o zamanı etkileyip…

Devam etmenin anlamı yok. 

İşin garip noktası, bunları diyen kişilerin “yaratıcı”ya inananlarla “hayal dünyasına inanıyorlar” diye dalgaya almaya kalkmalarıdır. Zamanın geriye aktığı nerede sabit olmuştur? Zaman önce geriye akıyorsa biz neden ileri gidiyoruz? Bunların bilim dünyasını bırakın, teorik bazda taşıdığı felsefi değer nedir?

3) Bütün bu problemleri çözen tek bir izah vardı. Bu da binlerce yıllık “akıl sahibi güçlü varlık” izahı idi.

Bu tek tanrı hem “zaman üstü” olduğu için 0 noktasında ve yaratılmamış olacak, hem de ebedi olacaktı.

Bu kavramları bir madde veya enerjiye verdiğimizde ise o zaman üstü konumda statik halde bulunacağından, “bir dış etken olmadan evren yaratamayacakları” sorunu ile karşılaştık. Zira bir madde ürünü için zamanı kaldırırsanız o madde donuk olarak kalır. sonsuza kadar.

Bu sorun bizim anlayamamamizdan değil, görüşün bilimsel olmadığından kaynaklanıyordu. Dolayısıyla big bang öncesi için ateistlerin ortaya koyabildiği en ufak bir görüş kalmamıştı.

4) Bu sebeple tanrının kendi varlığı ile değil, sıfatları ile ilgili “kötülük problemi” gibi tezlere sarıldılar.

Zira başka çareleri de kalmamıştı. Oysa mantıki olarak bir tanrı varsa kötü veya zulüm sahibi olsa da vardır. Tanrının kötü olması onun var olmadığına delil olmaz. (Kaldı ki bu tezi de kabul etmiyoruz)

5) Böyle bir tablo, agnostisizmin de sabit bir durumda olmadığını gösterdi.

Zira bir bilginin şüphe edilebilir olması için, o bilginin şüphe edilmeye değer olması gerekir. Evreni var eden ezeli bir aklın olduğu bilgisinin problemini ifade eden hiçbir veri yoktur ki, tarihte tanrının varlığı aleyhine ortaya çıkan iki safsatacının ortaya attığı şüpheler kayda değer olsun.

6) Ateistlerin son çırpınışları, kuantum fiziği alanında oldu.

Kuantum alanı bilimde etkin olmaya başladığında bir şeyler garip şekilde gitmeye başladı!

çünkü kuantum, bize ateistlerin dayanağı olan “klasik materyalizm”in mağlubiyetini gösteriyordu.

Zira klasik materyalizme göre bir gerçek, gözlenerek değişmez. klasik materyalizme göre bir parçacık aynı anda hem dalga hem de parça gibi hareket edemez. Klasik materyalizme göre hiçbir madde unsuru duvardan geçemez. Oysa bugün tünelleme kavramı ile duvarın içinden geçen madde altı parçaları gözlemleniyor!

Yine klasik materyalizme bir madde altı parçacığı eş zamanda hem saat yönüne hem de aksi istikamete dönemez. bunlar bilim dışı, hayali, metafizik, belki de “cinli cadılı mucizeli metafizik” şeylerdir.

Oysa kuantum bize bu ters istikamet gidişin imkanını gösteriyor.

Tabii, ateistler durur mu! klasik materyalizmin bu şokunu hasır altı edip kuantumu sahiplenme çabasına girmeye başladılar. Big bang öncesinde bir akıl yok demek için maddelere tuhaf güçler isnat ettiklerini ima etttiklerini ufak ufak gösteriyorlar. hatta ve hatta iş “maddeler gizli akıl sahibidir” demeye gelmek üzere.

Ama burada ciddi bir sorunumuz var! Eğer evreni oluşturan madde altı parça veya parçacıklar gizli akıl sahipleri ise, tanrı olan bunlar olmuş olur ve ateizm bu aşamada tekrar kendisini çürütmeyi başarmış olur!

“Tanrı tanımları”na bakalım:

“Her şeyin yaratıcısı, kendisi ezeli ve ebedi olan akıl sahibi varlık.”

“Kainat üzerinde işleyen gizli güç, onu oluşturan ve yürüten akıllı varlık.”

“Evrenin işleyişine müdahale eden güç sahibi varlık.”

Gördünüz mü modern ateizm, birkaç argüman arkasından paganlık inançlarına dönmeye başladı. Putperestler maddelere gizli güçler verdiler, 21. yüzyılda ateistler ise madde altı parçaları tanrı ilan etmek üzereler!

Sonuç olarak:

– Bir varlık sadece gözlem alanında olmadığı için reddedilemez. Burada sorun, gözlem gücümüzde olabilir.

Tanrının varlığı bilgisine karşı ileri sürülen ispat yükümlülüğü minvalindeki itirazlar felsefi değer taşımamaktadır.

– İspat yükümlülüğü, böyle bir evrenin akıl müdahalesi olmadan var olduğunu iddia edenlere aittir.

– Ateizmin tanrı karşılığına konumlandıracak hiçbir alternatif makul evren modeli yoktur.

– Ateizmin, tanrı kavramına karşı ortaya koyduğu eleştiriler felsefi bir değer taşımazlar.

– Ateizm, sıkıştığı dar alan sebebiyle müstakil bir felsefi ekol olmak yerine; maddeye gizli güçler atfeden mitolojik putperestlik inançlarına dönmek üzeredir.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir