Zeyd Meselesi Üzerine Bir Mülahaza

Peygamber ile kan bağı bulunmayan evlatlığı Zeyd’in eski eşinin evlenmesini ensest olarak nitelemesine rağmen, kendisi ensestlik konusunda dar bir felsefe içine sıkışan kişiler ateistlerdir.

Zeyd olayı şu: Peygamber, Zeyd’i bir kadınla yakıştırıyor; bu kadın ahlaklı ve soylu bir kadın. Zeyd ise “soylu” biri değil, fakat islam insanlar arasındaki para-mal-konum farkını değil de imanı önemsediği için, bunun vurgusu maksadıyla ikisini evlendiriyor. Bizzat kendisi Zeyd ve Zeynep’e evlilik adına tavsiyede bulunuyor. Evlilik törenlerinde aracı oluyor.

Bir süre evlilikleri süren Zeynep ve Zeyd ise anlaşamıyorlar. Her ne kadar ortak noktaları İslam olsa da, aralarında bir kültürel uyumsuzluk meydana geliyor ve ayrılmak istediklerini söylüyorlar.

Bu anlaşmazlıkları sürecinde, peygamber ikisine de sabrı ve evliliğin devam etmesi gerektiğini tavsiye ediyor. Zira islam’da nikah hayırlı görünen bir kavram olduğu için, bozulmasının engellenmesi ise bir ibadet niteliğinde oluyor.

Peygamberin çabalarına rağmen ikisi ayrılma kararlarının kesin olduğunu bildiriyor ve 1 yıl süren evlilik sonucu ayrılıyorlar.

Nikah tamamen bittikten, Zeynep de iddet dönemi bekledikten sonra da, peygamber Zeynep’le evleniyor. Olay bundan ibarettir.

Burada ahlaki yönden ne gibi bir problem var?

1) Peygamberin Zeyd’le kan bağı yok, yani onun önceden boşandığı bir kadın ile evlenmesinde problem olduğunu ifade edemeyiz.

2) Zeyd’le Zeynep’i evlendiren kendisidir. eğer Zeynep’de gözü olsa neden baştan bu nikahı kendisi kıydırsın? Zaten o dönemki kadınlar, dini sebeplerle peygamberi çok sevdikleri için kendisiyle evlenmek istiyordu. Araya Zeyd’i sokmadan, kendisi evlenme teklif edemez miydi? Bir yıl önce beğenmediği kadını bir anda beğenir ve sever mi oldu?

3) Peygamberin Zeynep’de gözü olmaya devam etse, neden Zeyd ve Zeynep ayrılmak istediğini söylediğinde ayette de geçtiği gibi: “Eşini yanında tut, Allah’tan kork”.  cümlesini kuruyor? “Madem anlaşamıyorsunuz ayrılın” diyemez miydi?

4) Nikah bağı tamamen koptuktan sonra ise evleniyor. bu olay da ayette ifade ediliyor.

Gördüğünüz gibi burada zorlamalarla çıkarmaya çalıştığınız herhangi bir etik-ahlaki problem yoktur.

Bu noktada itirazınız “Neden peygamberin özel hayatı kuran’da geçiyor?” olarak olacaksa, ona da şöyle cevap veririz:

– Allah bazen dinin bir hükmünü peygamber üzerinden anlatır, bazen sahabeler üzerinden anlatır, bazen de hiçbir olay örneği ortaya koymadan direkt bir hüküm şeklinde ifade eder.

Burada anlatılan hüküm ise salt olarak “evlatlığınızın eski eşleriyle evlenebilirsiniz” gibi bir mesaj değildir. Buradaki esas mesaj, evlatlık ilişkilerinizde kan bağı bulunmadığı için; nikahın düşeceği durumunun vurgusu üzerinden, aynı ortamda da tesettür ve ahlaki kurallara dikkat edilmesi gerektiğidir.

Zira Arap müşriklerinde böyle bir hassasiyet yoktu. Eğer bir çocuk evlatlık ise o, tamamen çocuğu oldu gibi görülür ve ahlaki hususlara; diğer kardeşleri ile münasebetlerine dikkat edilmezdi. İsterse bu çocuk ergenlikten sonra ellerinde olsun!

Oysa İslam’da, söz gelimi bir aile kimsesiz bir çocuğun bakımını onu gözetmek maksadı ile üstlense, bu çocuk belirli yaşa ulaştığında, ona bakan ebeveyn bu hususlara dikkat etmek zorunda olduğunu bilmelidir.

Bunu “ensest” olarak niteleyen ateiste soralım:

Senin felsefe ve algına göre, iki kardeşin evlenmesini engelleyen etik değer nedir? çocuk yapmadıkları sürece; bir kız kendi erkek kardeşi ile veya bir kız da kendi babasıyla neden evlenemez?

“Karşıyım çünkü evrim yakın genden daha sağlıksız gen çıkarır” iddianı da, “bu iki birey çocuk yapmadıkları sürece” şeklindeki kaide ile ortadan kaldırdık.

Buna neden karşısın? hani “değer” namına karşı çıkabiliyorsun?

Mesele salt özgür irade değil mi? Sen bu özgür iradeden hareketle, doğaya aykırı olmasına karşın eşcinsel evliliklerin de özgürlük olduğunu savunmuyor musun?

Bir insan neden ağaçla evlenemesin? Canı öyle istiyor. Veya neden evindeki küçük bir maymunla nikah akdi yapamasın?

Bunu etik bağlamda engelleme hakkın var mı?

Daha bir erkeğin annesi ile beraber olmasını engellemek için bile, doyurucu bir argüman alt yapısı olmayan bir felsefenin, dinlere karşı ahlak eleştirisi oldukça komik kalıyor.

Bu yüzden de ateizme dayanan felsefe ve bu felsefenin yaygın olduğu yerler, temel ahlak kurallarını belirli dinlerden kalma kültürlere dayandırmak zorundadırlar. Aksi takdirde elimizde argüman bazında açıklanamayan durumlar ortaya çıkıyor. Oysa bir felsefe, hayatın varlığına bir açıklama olduğunu iddia ediyorsa, hayatın her alanını kuşatan bir etik-ahlak temeli de sunabilmelidir. Fakat ateizm felsefesi, temel olarak bunu üretebilmekten yoksun kalmaktadır.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir